Yazışmalık

Başka sese beñzemez ananıñ sesi, Her sözcüñ arasañ vardır Türkçesi

Yazı Devrimi

Mustafa Kemâl Atatürk'üñ Türkçe üzerine çalışmalarını ve Dil Devrimi'ni içerir

Yazı Devrimi

İletigönderen YİĞİT TULGA » 04 Eki 2007, 12:41

Alıntı:
http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=F ... cerikNo=50

Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

Prof. Dr. Utkan KOCATÜRK

HARF VE DİL DEVRİMİ

Harf devriminin gerekliliği

Her şeyden evvel, her gelişmenin ilk yapı taşı olan soruna değinmek isterim. Her araçtan evvel, büyük Türk milletine kolay bir okuma yazma anahtarı vermek gerekir. Büyük Türk milleti bilgisizlikten, az emekle kısa yoldan, ancak kendi güzel ve soylu diline kolay uyan böyle bir araç ile sıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı, ancak Lâtin esasından alman Türk alfabesidir. Basit bir deneyim, Lâtin esasından Türk harflerinin, Türk diline ne kadar uygun olduğunu, şehirde ve köyde yaşı ilerlemiş Türk çocuklarının ne kadar kolay okuyup yazdıklarını güneş gibi meydana çıkarmıştır.
1928 (Atatürk'ün S.D.I, s. 345)

Şurasını deneyim ile ifade edeyim ki, hece ve alfabe yeniliği gerçekten çocukları güçlüklerden kurtaran, onlara küçük yaşta başarı zevkini tattıran en etkili yoldur. İnsanlar arasında kolay ve istekli okumak yolunun sağlanması, hem millî gelişmeye hem de milletler arasında anlaşmaya çok
hizmet eder.
1929 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s. 543)

Yeni Türk harfleri

Bizim uyumlu, zengin dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu gereği anlamak zorunluğundasınız. Anladığınızın izlerine, yakın zamanda bütün dünya tanık olacaktır. Buna kesinlikle inanıyorum.
1928 (Atatürk'ün MA.D., s. 26)

Milleti bilgisizlikten kurtarmak için kendi diline uymayan Arap harflerini bırakıp Lâtin esasından Türk harflerini kabul etmekten başka çare yoktur.
1928 (Atatürk'ün R.Y.G.S., s.346)

Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Her vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanseverlik ve milliyetçilik görevi biliniz. Bu görevi yaparken düşününüz ki, bir milletin, bir toplumun yüzde onu, yirmisi okuma-yazma bilir, yüzde sekseni, doksanı bilmezse bu ayıptır. Bundan insan olanların utanması gerekir. Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir; övünmek için yaratılmış, tarihini övünçle doldurmuş bir millettir! Fakat, milletin yüzde sekseni okuma-yazma bilmiyorsa bu hata bizde değildir. Türk'ün karakterini anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlardadır. Artık geçmişin hatalarını kökünden temizlemek zamanındayız.

Hataları düzelteceğiz.Bu hataların düzeltilmesinde bütün vatandaşların çalışmasını isterim. En son bir yıl, iki yıl içinde bütün Türk toplumu yeni harfleri öğreneceklerdir. Milletimiz yazısıyla, kafasıyla bütün uygarlık âleminin yanında olduğunu gösterecektir.
1928 (Atatürk'ün M.A.D., s. 28)

Türk harflerinin kabulüyle hepimize, bu memleketin bütün vatanını seven yetişkin evlâtlarına önemli bir görev düşüyor. Bu görev, milletimizin toptan okuyup yazmak için gösterdiği istek ve aşka gerçekten hizmet ve yardım etmektir. Hepimiz, özel ve genel yaşamımızda karşılaştığımız
okuyup yazma bilmeyen erkek, kadın her vatandaşımıza öğretmek için can atmalıyız. Bu milletin yüzyıllardan beri çözümlenmeyen bir gereksinimini birkaç yıl içinde tam olarak sağlamak, yakın ufukta gözlerimizi kamaştıran bir başarı güneşidir. Hiçbir zaferin sevinçleriyle bir tutulamayan bu başarının heyecanı içindeyiz. Vatandaşlarımızı bilgisizlikten kurtaracak bir sade öğretmenliğin vicdanî zevki, varlığımızı doyurmuştur.
1928 (Atatürk'ün MA.D., s. 30)

Yeni harfler bizi çok uğraştırmalıdır. İnönü'ler, Sakarya, Dumlupınar'ın yakın günlerinde ne kadar dikkatli, ne kadar uyanık, aynı zamanda ne kadar ümit dolu olduğumuzu düşününüz; yeni harfler sorununda da o kadar dikkatli ve o kadar ümitli olmalıyız. Bu memleketin gerçekten mutlu olmasını kalpten arzu edenler, bunca başarılarına rağmen hâlâ bu milletin dilini ve yazısını ilkel kavimlerin işaretleri gibi görerek ona hiçbir önem vermek gereğini duymayanları gerçeğe getirmeli, yeni harflere ve bu harflerle oluşacak duruma bütün heyecanları, ümitleri ve dikkatleriyle önem vermeli ve uğraşmalıdırlar. Eğer bugün beynimizi demir çerçeve içinde bulunduran bu kıskacı parçalamazsak, bütün ihtilâl ve devrim başarılarının mutlu sonuçlarına rağmen parçalanırız. Kazandıklarımızla avunmayı ve özellikle gururlanmayı asla düşünmemeliyiz. Bundan sonra yapacaklarımızdan teselli nedeni aramalıyız.
1928 (Yeni Türk Yazısı ile İlk Kıraat, 1928 s. 7)

Türk harfleri, memleketin genel yaşamına tamamen uygulanmıştır. İlk güçlükler, milletin ülkü kuvveti ve uygarlığa olan sevgisi sayesinde kolaylıkla yenilmiştir.
1929 (Ayın Tarihi, Sayı : 68, 1929, s. 5024)


Türk diline verilen önem

Kültür işlerimiz üzerine, ulusça gönüllerimizin titrediğini bilirsiniz. Bu işlerin başında da Türk tarihini doğru temelleri üstüne kurmak, öz Türk diline değeri olan genişliği vermek için candan çalışılmakta olduğunu söylemeliyim. Bu çalışmaların göz kamaştırıcı verimlere ereceğine şimdiden inanabilirsiniz.
1934 (Ayın Tarihi, Sayı: 12, 1934, s. 23)

Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet örgütümüzün dikkatli, İlgili olmasını İsteriz.
1932 (Atatürk'ün S.D. I, s. 358)

Türk dili kaynakları üzerinde edindiğimiz bilgiler, umduğumuzdan daha verimli çıktı. Şimdi, yalnız ana dilimizin öz varlıklarını bilmekle kalmıyoruz; bunların çok eski bir uygarlığın ilk ana dili olduğunu da öğrendik.
(İbrahim Necmi Dilmen, Ulus gazetesi, 14.XI.1938, s. 3)


Milli duygu ve dil

Millî duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, bilinçle işlensin.Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
1930 (Sadrı Maksudi Arsal, Türk Dili İçin)

Millî bilinç ve dil

Millî bilincin ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmak zorunluğundayız.
(Enver Behnan Şapolyo, 1951 Olağanüstü Türk Dil Kurultayı, s. 53)


Türk dilinin zenginliği

Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felâketler içinde ahlâkını, geleneklerini, anılarını, çıkarlarını, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.
1931 (Afetinan, Türk Dili Dergisi, Sayı : 182, 1966 s. 90)

Türk dili zengin, geniş bir dildir. Her kavramı ifadeye yeteneği vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek gerekir.

Türk milletini ve Türk dilini, uygarlık tarihinin ve kültür dillerinin dışında görmenin ne yaman bir yanlış olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz.
(İbrahim Necmi Dilmen, Ulus gazetesi, 14X1.1938, s. 3)
   
Milli Türk Talebe Birliği'ne verdiği cevaptan:

Dilimiz çok zengindir, güzeldir. Bunu ortaya çıkaracaklar sizin gibi duygusu derin, yorulmaz Türk gençleridir. Türkçemizi günün en ileri bilgi dili yapmak, değerli araştırmacılarımızdan beklenir. 1932 (Atatürk'ün R.Y.G.S., s.353)

Öyle istiyorum ki, Türk dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar, bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar.     (Afetinan, Türk Dili Dergisi, Sayı: 182, 1966, s. 91)

Klâsik etimoloji*'nin karışık görüşleri karşısında bizim teorimiz ve analiz yöntemimiz çok basit görünüyor. Fakat gerçek, öncesiz ve sonrasız gerçek, basittedir. Teorimizi bir dil yasası olarak bilim âlemine tanıttığımız gün, Türklük için şanlı bir zafer günü olacaktır.
(İbrahim Necmi Dilmen, Ulus gazetesi, 14.X1.1938, s. 3)

1936 yılında 3. Türk Dil Kurultayı'na gelen yabancı dil bilginlerini kabulü sırasında söylemiştir :
Dünya dil bilginlerinin Türk bilginleriyle beraber çalışmaları, dil biliminin şimdiye kadar çözümleyemediği birçok güçlüklerin çözümünü kolaylaştıracaktır. Bundan, büyük gerçekler de meydana çıkacaktır.
1936 (Ulus gazetesi, 25.8. 1936)


Türk söz dizimi

Türk söz dizimi (sentaks) hakkında söylemiştir:

Türk, konuşurken önce somut şeyi, sonra soyut anlam bildiren kelimeyi söyler. "Ahmet geldi" der, çünkü Ahmet somut varlığı, geldi soyut anlamı ifade eder. Türkün doğal söz dizimi budur. Bunu ancak heyecan, korku, şaşkınlık gibi durumlar bozabilir.
1935 (Abdülkadir İnan, Atatürk ve Devrik Cümle, Türk Yurdu Dergisi, Sayı: 286, 1960)


Türk dilinin özleşmesi

Daha çocukken, dersler, kitaplar arasında yuvarlanırken hissederdim ki bu dilin bir şeye gereksinimi var. O gereksinimin ne olduğunu, nasıl elde edileceğini bilmezdim. Fakat kesinlikle bir şey gerektiğini duyardım.
1928 (İbrahim Necmi Dilmen, Cumhuriyet gazetesi, 10X1.1941)

En iyi savunma yöntemi, saldırıdır. Şu halde dil alanında türemiş yabancılıklara saldıralım; ağacı bir defa silkeleyelim : Görelim, hangi çürükler düşecek; kalan sağlamlar bakalım ne kadardır? Dökülmeyenler, özleri ve arınmışları bulununcaya kadar biraz daha işe yarayabilir; geçici olarak!...
(Ruşen Eşref Onaydın, Atatürk T. ve D.K.H., s. 64)

Yeni Türkçe kelimeler teklif edebiliriz. Bu yönde ısrarla çalışmalıyız. Fakat, Türk dilinin yapısını zorlamak olmaz. Bu yapı sorununu Türk dilinin olgunlaşma seyrine bırakmalıyız. Birkaç gün önce Ahmet Cevat Bey*'e söyledim:   Ketebe,  yektübü Arab'ındır;  kâtip,  kitap,  mektup Türk'ündür.
(Abdülkadir İnan, Atatürk Devrine Ait Bir Hatıra,Türk Kültürü Dergisi, Sayı: 85, 1969, s. 21)

Türk dilinin sadeleştirilmesi, zenginleştirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi için her yayın aracından faydalanmalıyız. Her aydın, hangi konuda olursa olsun yazarken buna dikkat edebilmeli; konuşma dilimizi ise ahenkli, güzel bir hale getirmeliyiz.
1938 (Afetinan, Atatürk ve Dil Bayramı, Atatürk'e Saygı, T.D.K. s. 54)

Dil işimizde henüz bir oturmuşluğa varamadık; daha çok ve pek çok çalışmak gerekir.
1938 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 222)


Yeni sözcükler hakkında

Onları ortaya atmak gerekir. Millî zevkimiz hangisinden hoşlanır ve onu kullanırsa, o zaman sözlüğümüze koyalım.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 213)

Arapça bilim terimleri hakkında

Söz konusu terimler, uluslararası bilim alanında kolaylıkla ilerlememize engeldir! Bilim terimleri o şekilde yapılmalı ki, anlamları ancak istenilen şeyi ifade edebilsin.
(Âkil Muhtar Özden, Atatürk'e ait Bilinmeyen Hatıralar, Yeni Mecmua, Sayı : 21, 1939)


Yabancı terimlerin Türkçeleştirilmesi

Dil Kurumu en güzel ve verimli bir iş olarak türlü bilimlere ait Türkçe terimleri belirlemiş ve bu şekilde dilimiz, yabancı dillerin etkisinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır. 1938 (Atatürk'ün S.D.l, s.395)

Bu yıl okullarımızda öğretimin Türkçe terimlerle yazılmış kitaplarla başlamış olmasını, kültür yaşamımız için önemli bir olay olarak belirtmek isterim.
1938 (Atatürk'ün S.D.l, s.395)


Görsel
Artvin Vezirköy 1928


Sağ Tıkla indir:
http://img516.imageshack.us/my.php?imag ... umaxs6.jpg

Bilim nedir,uygarlık odu nedir de yakar kişiyi?
Bir çocuktan yeni yazıyı öğrenmeye susamışlıktır. İşte Türk "yine" bunu özlemiştir.

Uzay'a gideceğiz.

Türklerimiz
Türk dillilerimiz
oğlanımız,kızanımız
çocuklarımız
katışın,kaynaşın
Uzay'a çıkacağız
Uzay'a

Yağmalar bitecek
Hem Acun'da
hem Uzay'da
Bolluklar
Sunacağız
Tüm "insanlığa"

Tanradına (bismillah)

Yiğit Tulga


Dipçe:
Bu ışıtkanı bana yollayan sevgin kardeşim "Zafer ÖZTÜRK" e seviler sunarım. Vezirköy'den Uzay'a çıkardı beni şu kısa sürecikte.
  • 0

En soñ YİĞİT TULGA tarafından 04 Eki 2007, 16:16 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kéz düzenlendi.
Sözlük indir.
http://tufar.com/SanalBaba/
Taranmasına "kıyacağınız" sözlük varsa benimle iletişim kurunuz.

"Türk Dil Kurumu" ile "Türk Günay Kurumu" özerk, tüzel kişiliğine dönmelidir. Atatürk kalıtını çiğneyenler yargılanmalıdır...
YİĞİT TULGA
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 973
Katılım: 29 Ağu 2007, 03:48
Değerleme: 34

Ynt: Yazı Devrimi

İletigönderen Baturalptürk » 20 Eki 2008, 20:42

Buradan Nişanyan anlayışındaki kişilere de bir göndermede bulunayım. Ona göre harf devrimi doğu kültürü ile ilişkimizi koparmış. Batı dillerini öğrenmeyi birkaç gün kısaltmasının dışında da bir yararı olmamış. Bu konuya iyimser bakamayacağını söylüyor. Ayrıca okuryazarlık oranını da ciddi derecede yükseltmemiş. Nedenlerinden biri de şarklılık kompleksiymiş. Bir başka neden Arap düşmanlığı. Kendine göre de sayılar bulmuş.
Yani bu devrimin bir yararı olmamış. Tersine doğudan uzaklaştırarak zararı bile olmuş.
Allah'tan kork. Bunun yararı olmamış demek için kör ya da art niyetli olmak gerekir. 
  • 0

Üyelik görseli
Baturalptürk
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 532
Katılım: 15 Eki 2008, 17:47
Konum: Ankara
Değerleme: 66

Ynt: Yazı Devrimi

İletigönderen ZaferÖztürk » 06 Mar 2010, 21:50

HARF DEVRİMİNİ ÖRSELEME ÇABALARI...
Yusuf ÇOTUKSÖKEN
Anadolu ve Rumeli Türkleri, bugünkü varlığını “kurtuluş” ve “kuruluş” aşamalarını gerçekleştirip Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlara borçludur. Bunu kalın çizgilerle belleklere kazımak gerekir. Atatürk Devrimleri, genel tanımlamayla Türk Devrimi, her şeyden önce teokratik  monarşiden demokrat cumhuriyete geçiş sürecinde, sınırları Ulusal Antla çizilmiş yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde yeni bir devlet, yeni toplum, yeni bir insan (yurttaş) yaratmak amacını güdüyordu. Çağdaş dünyada güçlü bir devlet olarak varolabilmenin başka türlü yolu yoktu... Mustafa Kemal Atatürk, yüzünü doğudan batıya çevirdiği, daha doğrusu demokrasinin gelişip serpildiği çağdaş dünyadan yana seçimini yaptığı, emperyalist Batıyla kültür Avrupasını birbirinden çok iyi ayırabildiği için başarılı olmuştur...
Cumhuriyetin 82. yılını kutladığımız bu günlerde, farklı ideolojilerle Türkiye’ye biçim vermek isteyenler, Atatürk Türkiye'sinden duydukları rahatsızlığı, kimi zaman örtük, kimi zaman pervasızca dile getirmektedirler. Bu eleştirilerden en çok nasibini alan da, Harf (ve Dil) Devrimi oluyor, nedense.
Sabancı Üniversitesi öğretim üyelerinden Sayın Dr. Ayşe Kadıoğlu, Radikal gazetesinde  yayımlanan  “Türk Ulusal Kimliğinin Üç Ötekisi” başlıklı ilginç yazısında sözü Yazı Devrimine getirip şunları söylüyor: “Tasvip edilmeyen bir geçmişi unutmanın zirveye çıktığı anlardan biri 1928’de yapılan harf devrimidir. Bu devrim ile Feroz Ahmad’ın ifadesiyle ‘bir gecede bütün bir millet okuyamaz-yazamaz kılınmıştır’. Türkiye’de insanlar özel bir çaba ile Osmanlıca öğrenmedikçe, geçmişlerine ilişkin hiçbir literatürü okuyamazlar. Zaten 1923 öncesini pek hatırlamaya da gerek yoktur. Cumhuriyet öncesi neredeyse cahiliye devri olarak görülür.” (Radikal, 23 Ekim 2005, Pazar eki İki, s. 3)
Bu değerlendirmeyi sıradan insanlar yapsaydı, belki güler geçerdik; ama saygın bir üniversitemizin çalışmalarını ilgiyle izlediğimiz bir bilimcisinden okuyunca önce şaşırıp duraklıyoruz; ardından da gerçekleri bir de bizim açımızdan dile getirmek için harekete geçiyoruz. Yazı Devrimi, Türk Devriminin ayrılmaz bir parçasıdır; yeri ve zamanı geldiği için uygulanmıştır. Dün Türkiye’nin bir abece sorunu vardı; ama bugün yoktur. Eski abeceye dönme özlemlileri de bu geriye dönüşün olamayacağını biraz geç de olsa anlamışlardır. Bir de şu var: Hiçbir ulus/halk abece değişikliğiyle bir gecede okumaz-yazamaz duruma getirilemez. Bunun ön hazırlıkları göz ardı edilemez. Atatürk’ün bir sözünü anımsayalım. Şöyle diyordu Atatürk, “Toplumsal tabanı hazırlamadan devrim yapılamaz.”Çünkü abece devrimi de öbür devrimler gibi bir sürece gereksinmesi vardır. Programa uygun süreç başarıyı da getirir. Nitekim bizde de öyle oldu. Devrimin ilk yıllarında, basın-yayın organları iki abecede yayın yaptılar. Yeni abece geniş kitlelerce öğretilmeye, kitleler bu abeceyle okuyup yazmaya başlayınca da eski abece tümüyle bırakıldı. (Bugün üniversitelerimizde, kimi özel kurslarda isteyen herkes Osmanlı abecesini öğrenebilir. Kültür tarihiyle ilgilenen hemen her aydının bilmesi de gerekmektedir. )
İlkin şunun altını çizelim: Gerçek bir devrimci olan Mustafa Kemal, “yeni bir devlet, yeni bir toplum, yeni bir kültür/sanat/bilim, yeni bir insan...” yaratmak amacıyla bir dizi devrimi gerçekleşme sürecine sokmuştur. Yazı Devrimi de bunlar arasında hem siyasal hem kültürel içerik taşıyan önemli girişimlerden biridir. Bir devrimcinin de amaçlarına uygun davranması en doğal hakkıdır ve  görevidir de...
Yazı Devrimi, kimilerinin ileri sürdüğü gibi öyle bir gecede, ani bir kararla uygulamaya sokulan devrim de değildir;  1851-1928 yılları arasında dönemin aydınlarınca eski abece (Osmanlı abecesi)-Latin abecesi tartışması oldukça yoğun biçimde yaşanmıştır. Ahmet Cevdet Paşa, Namık Kemal, Ali Suavi, Şemsettin Sami, Necip Asım, Recaizade Mahmut Ekrem vd kimi değişikliklerle Osmanlı abecesini savunurken; Dr. İbrahim Temo (adı “Latinci”ye çıkmıştır), Hüseyin Cahit, Celal Nuri vb’leri Latin abecesine geçilmesinin uygun olacağını ileri sürmüşlerdir. Tartışmalar yoğunlaşınca hükümet araya girip tartışmalara son vermiştir. Birinci Dünya Savaşından sonra konu yine gündeme gelmiş, hatta TBMM’de de konu tartışılmıştır. Abdullah Cevdet, Yunus Nadi, Falih Rıfkı , Hüseyin Cahit yazılarıyla Latin abecesine geçiş yolunda ısrarcı olmuşlardır.
Mustafa Kemal’in 1907-1923 yılları arasında değişik kimselere (Bulgar Türkoloğu İvan Manolof-1907; İbrancanın sözlüğünü hazırlayan Yahuda I-1911; Mahzar Müfit-1919; Yahya Kemal-1923) Latin abecesine geçiş konusundaki görüşlerini (“Ülkemde bir gün Latin abecesine geçilecektir.”) açıkça söylediğini de çeşitli kaynaklardan  öğreniyoruz..
Yazı Devrimiyle Türkiye’nin çok ama çok önemli kazanımları olmuştur: Her şeyden önce, “İslami yazı” olarak kutsallık kazandırılan Osmanlı abecesi  ortadan kaldırıldığında, dinsel-siyasal iktidar  da, önemli dayanaklarından birini yitirmiş oluyordu. Böylece halkın egemenliğine dayalı laik ve sivil düzenin oluşumu koşulları daha da olgunlaşıyordu.
Cumhuriyet tarihi boyunca gerici/tutucu/gelenekçi/Osmanlıcı/Türkçü/Türk-İslam sentezcisi/liberal/ solcu... görüşten kimileri zaman zaman Yazı (ve özellikle Dil) Devrimi üzerine, artık söylene söylene aşınmış/bayatlamış yargıları dile getirmekten çekinmezler nedense. Feroz Ahmad’ın ve ona gönderme yapan Dr. Ayşe Kadıoğlu’nun da Yazı Devrimine ilişkin değerlendirmeleri, kimi demokrat ve/veya Atatürk(çülük) karşıtı kesimlerin hoşuna gitse bile, bugün için pek bir anlam taşımamaktadır. Çünkü, Yazı Devriminin yapıldığı dönemde (1928) Türkiye sınırları içinde okuma/yazma oranı (yaygın eğitimin olmayışı, medreselerin yozlaşması, medreselerde yaygın olarak Arapça eğitim yapılması, özellikle Balkan, Çanakkale, Ulusal Kurtuluş Savaşında genç subayların/askerlerin, sivillerin ölümü gibi nedenlerle) zaten  çok düşüktü; İstanbul, Bursa, Ankara, İzmir gibi kentlerde bu oran % 10’u bile bulmuyordu; kadınlar arasındaysa bu oran sıfıra yakındı. Kütüphanelerin sayısı özellikle son dönemde gittikçe azalmıştı. Ayrıca kütüphanelerdeki eser sayısı da sınırlıydı. Osmanlılardan kalma yazma eserlerin (uzmanlara göre 300 bin dolayında, bunun 200 bin kadarı Türkçe) okunma oranı da pek yüksek değildi (çünkü, okuma-yazma oranı düşüktü, elyazması yapıtların  nüshaları da az sayıdaydı, kütüphaneyle gidenlerin sayısı da dikkate alınacak kadar değildi...). 1876-1922 yılları arasında yoğun savaşlar yaşayan, savaşlarda binlerce insanını yitiren bir toplumun bu birkaçını sayabildiğimiz olumsuz gelişmeler karşısında, okur-yazarlığı da doğal olarak  gerilemiş olacaktır.
Bu arada ülkede basılan kitap sayısını da bu arada anımsatmakta yarar var: Ünlü kitaplıkbilimcimiz Prof. Dr. Jale Baysal’ın verdiği bilgilere göre, 1729-1928 yılları arasında Osmanlı ülkesinde eski harflerle (Osmanlı abecesiyle) basılan kitap sayısı 30 bini geçmiyordu; 1928-2000 yıllara arasında yeni harflerle (yeni Türk abecesiyle, Latin abecesiyle) basılan kitap sayısı da 300 bine yaklaşıyor; belki de geçiyor.
Yeni Türk abecesinin millet mekteplerinde ve  eğitimde yoğun bir çalışmayla çok kısa bir sürede milyonlarca insana öğretilmesi de Cumhuriyetin ayrıca vurgulanması gereken önemli başarılarından biridir; Mustafa Kemal bu devrimin başarısı için gerçekten de, olağanüstü bir çaba harcamıştır. Kent kent dolaşıp abeceyi öğretmeye çalıştığını anımsayalım. Bugün nüfusu 70 milyonu aşan ülkemizde okur-yazar oranı % 90’ı bulmuştur.
Geçmiş döneme ilişkin bilgiler konusunda da artık kasıt aramaya başladım.  Şunun altını da çizmek gerekecek: Osmanlı kültürü ve tarihi gerçek anlamda Cumhuriyet döneminde  bilimsel yöntemlerle inceleme konusu yapılmış; Osmanlı döneminin temel yapıtları özgün diliyle Latin abecesine aktarılıp ve/veya günümüz Türkçesine çevrilerek basılmış, bilim adamlarının, ilgililerin, halkın hizmetine sunulmuş, bugün de bu çalışmalar sürmektedir. Bence, Osmanlı tarihi, kültürü, bilimi, sanatı, günlük yaşamı, vb. konularda bugün düne göre, daha çok fazla bilgi sahibiz. (Kanıtını da öğrenmek isterseniz, zengin bir kitaplığa gidip bu alandaki çalışmalara bir göz atın derim.)
Dün Latin abecesine geçiş sürecinde gündeme getirilen, yeni abece (Latin abecesi) “İslam birliğini bozacaktır.” (Osmanlı sınırları içinde ve aynı dinden komşuları arasında bir türlü kurulamayan İslam birliği nasıl bozulabilir ki!?), “İnsanlar bir gecede okumaz-yazmaz kılınmıştır.”, “Kuşaklar arasında kültürel uçurum yaratılmıştır.”, “Eski kültürle bağımız koparılmıştır.” gibi değerlendirmelerin bugün için hiçbir kıymetiharbiyesi yoktur. Bundan böyle de olmayacaktır. Çünkü çok iyi biliyoruz ki, Yazı ve Dil Devrimleri ile ulusal birlik sağlanmış, kültür/sanat üretimi hızlanmış ve niteliği yükselmiş, okur-yazar sayısı artırılmış, kuşaklararası kültür aktarımı daha geniş olarak gerçekleşmiş, eski kültürle bağımız daha güçlü biçimde kurulmuştur...
Sözlerimi şöyle noktalamalıyım: Yazı ve Dil Devrimi, Türkiye’de halkça öylesine köklü bir biçimde benimsenmiş ve yaygınlaşmıştır ki, kolay kolay bundan dönülemez. Hiçbir siyasal iktidarın gücü buna yetmez. (Yanılıyor muyum yoksa?...)
Tarih, “uzak/yakın geçmiş dönemlerin olay/olgularını belirli ideolojiler bağlamında aşağılama ve bu  olay/ olguların aktörlerini suçlama vesilesi yaparak yorumlama” olarak algılanırsa, bu hem toplumsal huzuru zedeler hem de tarih bilimine olan güveni zayıflatır, diye düşünüyorum...
Üst kimlik/alt kimlik tartışmalarının gittikçe alevlendiği günümüzde, yeni bir kimlik bunalımı yaratmaya kalkmayalım. Aman dikkat!...
NOT:
1) Yazı Devrimi üzerine  kaynakça:
-          Harf Devriminin 50. Yıl Sempozyumu, TTK, Ankara, 1991.
-          Agâh Sırrı Levend., Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, TDK, Ankara, 1972.
-          Sami N. Özerdim, Yazı Devriminin Öyküsü, İstanbul 1998.
-          M. Şakir Ülkütaşır, Atatürk ve Harf Devrimi, İstanbul 1998.
-          Rekin Ertem, Elifbeden Alfabeye, Dergâh yay. İstanbul 1991.

2)      Okuma önerisi:
- Bu konuda Sayın Osman Bahadır’ın, Cumhuriyet Bilim Teknik ekindeki yazısını mutlaka okumalısınız: “ Harf Devrimi Karşıtları ve Gerçek”, 19 Kasım 2005, sayı: 974, s. 16)
  • 0

Üyelik görseli
ZaferÖztürk
Göñüllü
Göñüllü
 
İleti: 159
Katılım: 03 Eyl 2007, 11:05
Konum: Meydanc?k-?av?at
Değerleme: 11


Dön Atatürk ve Dil Devrimi

Kimler çevrimiçi

Bu bölümü gezen üyeler: Hiç bir üye yok ve 1 konuk

Reputation System ©'