1. bét (Toplam 1 bét)

Değerlenen Türkçe

İletiGönderilme zamanı: 15 Tem 2011, 18:18
gönderen Tansık
Hikmet Kıvılcımlı, ''Türkçenin Üreme Yolları ve Dil Devrimciliğimiz'' adlı çalışmasında Türkçeye değgin muhtelif konularda söz söylüyor. Çalışmanın bir kısmında dil devrimi öncesi, Selçuklulara değin uzanan dönemde Arapça ve Farsça kelamın yüceltilişini ve Türkçenin öz varlığının nasıl geri plana itilişini örneklerle açıklıyor:

''Şunu soralım: Bugün dilimizi kendilerinden arıtmaya çalıştıjımız Farsça ve
Arapça sözcükler niçin benimsenmiştir. Medreselerde veya dergilerde okunduğu için mi? Oysa, a zamanki okur yazarlar nisbeti binde bir bile değildi. Halkımız, Acem ülkesi üzerinden İslâm Medeniyetine girdiği için, "OD" varken "ATEŞ" sözcüğünü Acemden, "TANRI" varken "ALLAH" sözcüğünü Araptan almıştır. Bugün aynı yabancı sözcükler akını; Batı Medeniyeti ile, Batı Dillerinden geliyor: Oto, kamyon, buldozer. atom, hidrojen, vapur, şimendüfer, elektrik, motor, ampul, kablo, radyo, filim, sinema, artist, kostüm, parfüm, hatta Holivut, gangster, sportoto, NATO, Parlâmento, Senato, striptiz, pavyon.. kimse farkına varmadan içimize işliyorlar. Bu aman vermez akını hiçbir "Arı dil"ci aydın, hiçbir özleştirici okul durduramaz. Bin yıllık hocayı "Profesör", beş yüzyıllık "paşa"yı "general" olmaktan kim alakoyabildi? Bir yanda Birleşmiş Milletler, Avrupa Ekonomi Birliği, Ortak Pazar kaynaşmaları sürüp giderken, ister istemez insanlık için "BİRLEŞİK" sözcükler, gittikçe artan kavramlar "BİRLİĞİ" ve en sonunda az çok ortak bir dil yayılacaktır.
Öyleyse, bizleri kırıp geçiren "Dil Devrimciliği", "arı dil" özleştiriciliği bir anlamsızlık mıdır? Hayır. Ama, 1- Türkçenin tarihsel gelişimi, 2- Dünya dillerinin
gelecekteki durumu bakımından dil titizliğimizin anlamı gerçekten bilince çıkarılmış mıdır? İşte, yine hayır.
Türkçenin geçmişinde; uydurulmuş Osmanlıca, halk düşmanı aydınların Arapça ve Farsça sözcükleri, kayırmalarıyla doğmuştur. Arapça, Acemce sözcükler,
Mânevî-Yüce (becerî, asil, ince, temiz, yüksek) anlamlara "tahsis" edilmişlerdir. Aynı sözcüklerin tam Türkçe karşılıkları ise, maddî - Alt (hayvanî, bayağı, kaba, pis, alçak) anlamlara kullanılmıstır. Birkaç örnek verelim:
Arapça "LİSAN", Türkçe "DİL" sözcüğünün tüm karşılığıdır. Öyleyken, bugüne dek Lisan sözcüğü, kültür dili, insanlarca konuşulan manevî dil yerine kullanıldı. Dil dendiğinde ise, ağzımızdaki et parçası akla getirildi. "DİL" sözcüğü bir suçlu gibi, yeni yeni rehabilitasyona (itibara) kavuşturulabiliyor.
Arapça "AKIL", Türkçe "US" sözcüğünün tüm karşılığıdır. Ama bugün "USLU"
kişi "akıllı" kişi değil; aklı çocuk olup, başkasının aklı ve dileğine ya da kuralına
boyun eğen, yatkın kişi anlamına gelir. Akıllı kişi ise, tam uslunun tersi, düşüncesini ve dileğini başkalarına dayatmayı bilen, sözü dinlenen, uyulacak kuraIlar koyan kişi sayılır. Batıya yöneleli de, "akıllıca" yerine "RASYONEL" sözcüğü geçti.
Arapça "KADEME", Türkçe "AYAK" sözcüğünün tüm karşılığıdır. Öyleyken, Kadem sözcüğü "UĞUR" anlamına gelir. Ayak ise, kaba, hantal bir uzuv kalır. Batı etkisi altında kadem de, uğur da, yerlerini ŞANS, MASKOT gibi Frenkçe sözcüklere
bırakıyorlar.
Arapça "RE'E" Türkçe "Baş" sözcüğünün tüm karşılığıdır. REİS sözcüğü, sosyal
başbuğluk anlamını kazandı. Baş, vücudün bir parçası olarak kaldı. Ancak son
yıllarda, dilciliğimizin olumlu bir çabası olarak, "reis" yerine "BAŞKAN" sözcüğünü
yerleştirmeye çalışıyoruz. Batı etkisiyle giren "ŞEF"in tuttuğu yer ise, bir türlü
değişemiyor. Arapça "RAYİHA", Türkçe "KOKU" sözcüğünün tüm karşılığıdır. Ama
bugün bile birşeye, "kokuyor" dedik mi, pis koku anlaşılır. Güzel çiçek kokuları
Osmanlıcada "ITIR", "RAYİHA" idi. Batı etkisi ile Frenkçe "PARFÜM" üstün geldi.
Arapça "CİLD" sözcüğünün tüm karşılığı, Türkçede "DERİ"dir. Ama hâlâ insan
derisine cilt demeden edemiyoruz. Deri dedik mi, en çok hayvan postu. ayakkabı,
kösele ya da meşini aklımıza geliyor. Cilt, kitap, mânevî, âsil nesnenin derisidir. Bu konuda da, Batı etkisiyle VOLÜM, TOM sözcükleri aydınlar diline sızıyor. Türkçenin geçmişi ile ilgili bu açıklama, Dil Devriminin, Türkçeyi kötülenmekten kurtarma anlamına gelmesi gerektiğini göstermektedir.''

Yad sözcüklerin Türkçemize yaptığı akına göğüs germenin nafile bir uğraş olduğu yollu görüşe katılmıyorum. Örneğin, teknik terimlerin hücumunu, Oktay Sinanoğlu, Aydın Köksal duyarlılığında ve çapında bilimcilerimizle savuşturmak bizim elimizde.
Bu düşüncemi belirttikten sonra kitabın ilerleyen sayfalarında Türkçenin bayağılaştırılışına yönelik verilen şu örneklerle devam edeyim:

''1 - Arapça-Farsçadan gelme sözcükler Mânevî (insancıl, asil, ince, genel,yüksek, soyut) anlamlara ayrıldı,
2 - O sözlerin Türk'çe karşılıkları Maddî (hayvancıl,
bayağı, kaba, pis, alçak, somut) anlamlara doğru itildiler. Birkaç örnek verelim:
Yabancı Sözcük :                            Türkçe Karşılığı :
1 - İZDİVAÇ (İnsanın evlenmesi)      1 - EŞLEŞME (hayvanın evlenmesi)
2 - ZEVK (mânevî lezzet)                 2 - TAD (Madde lezzet)
3 - ELEM (ruh acısı)                         3 - ACI (beden elemi)
4 - HALÂVET (yüz tatlılığı)                4 - TATLI (yeme, içmede)
5 - FAKİR (tabii züğürtlük)               5 - ZÜĞÜRTLÜK (küçülütücü)
fakirlik)                                          6 - ÇOCUK gözüyle bakmak  
6 - EVLÂT gözüyle bakmak              (bakılanı küçümsemek)
(bakılanı benimsemek)''

Bu konuyla ilintili olarak yazının geri kalanında, Türkçenin son zamanlarda bu sığ, bayağı kalıplardan kurtulmaya başladığından, yukarıda yalın anlamlarıyla sözü edilen sözcüklerimize artık daha derin manalar yüklendiğinden ve bunun Türkçeye hiçbir nüans kaybı yaşatmadığından ve yaşatmayacağından söz ediliyor.
Her ne kadar yazar bu başarıyı ''meşrutiyet''e değin uzanan bir süreçle köklendirse de biz biliyoruz ki, bugün çocuklarımıza koyduğumuz ne idüğü belirsiz Arapça adların yerini hızla ''kağanlar, tuğrullar, cengizler'' alıyorsa, Arapça ''emmi, avrat...'' kırsal kesime özgü bir kullanım olmakla kalıyor; çağdaş insan bunların yerine ''amca, hanım...''ı yeğliyorsa; bu başarıdaki aslan payı Mustafa Kemal öncülüğünde gerçekleşen ''Dil Devrimi''ne aittir.

Ynt: Değerlenen Türkçe

İletiGönderilme zamanı: 15 Tem 2011, 20:36
gönderen Oktay D.
İleti, başlık olmaya değecek ağırlıkta olduğundan ayrı bir başlık olarak değerlendirilmiştir.