Yazışmalık

Başka sese beñzemez ananıñ sesi, Her sözcüñ arasañ vardır Türkçesi

Otar Reşit Galip ile Atatürk

Mustafa Kemâl Atatürk'üñ Türkçe üzerine çalışmalarını ve Dil Devrimi'ni içerir

Otar Reşit Galip ile Atatürk

İletigönderen YİĞİT TULGA » 10 Mar 2008, 15:43

CAN DÜNDAR’ IN YAZISI

ATATÜRK

Günümüz siyasî partilerinden birinin lideri: Sözgelişi Recep Tayyip Erdoğan, sözgelişi Deniz Baykal, sözgelişi Devlet Bahçeli; partisinin “Yönetim Kurulu Üyesi” bir milletvekiline:

            “-Yoruldunuz; biraz dinlenseniz iyi olacak. Buyurun, biraz istirahat edin!” dese, o milletvekilinin cevabı ne olurdu?

            Evet, evet… Size soruyorum. Alacağı cevap ne olurdu? 

“-Şaka mı yapıyorsun sen muhterem? Bu soruyu bilmeyecek ne var? Elbette şöyle bir cevap olurdu alacağı:

“-Emredersiniz, sayın Genel Başkanım! Siz böyle uygun gördüğünüze göre, sanırım; yorulmuşum ben. Partimizin yönetim  kurulu üyeliğinden hemen istifa ediyorum.”

Haklısınız! Ben de sizin gibi düşünüyorum:

“-Yorulup yorulmadığımı siz mi bilirsiniz, ben mi bilirim? Dinlenme ihtiyacını duyarsam, bunu sizin söylemenize gerek kalmadan ben istifamı verir, ayrılırım görevimden. Bu görevi bana siz değil, partimizin genel kurulu verdi.   Dolayısıyla görevimden ayrılıp ayrılmamaya, özgür irademle  ben karar veririm ancak.” diye cevap verecek bir milletvekilinin, aklını peynir ekmekle yemiş olması gerekir; değil mi?

Pekiyi, bir sorum daha olacak:

1931′ de,   İstanbul’da Dolmabahçe Sarayındaki bir akşam yemeğinde   Halkevlerinden sorumlu CHP Yönetim Kurulu Üyesi bir milletvekilinin, “lider”i Mustafa Kemal ‘in  yüzüne karşı:

“-Devrimleri korumak için sizden izin istemiyorum. Hatayı yapan siz de olsanız, sizi de eleştiririm.” demesi üzerine Gazi’ nin:

“-Yoruldunuz, biraz dinlenseniz iyi olacak. Buyurun, biraz istirahat edin!” diyerek sofrayı terk etmesini isteyince, o milletvekilinin cevabı ne olmuştur; dersiniz?

Dikkatinizi çekiyorum:

Yıl 2007 değil, 1931…

Karşınızda da R.T. Erdoğan, D. Baykal ya da D. Bahçeli değil, İstiklâl Savaşı’nı kazanan ordumuzun Başkomutanı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu, Cumhur başkanı Gazi Mustafa Kemal var.

Siz biraz düşünedurun, ben bu öyküyü baştan anlatayım en iyisi:

Bildiğiniz gibi Atatürk, akşam yemeklerine ülkenin o günkü ünlü bilginlerini, sanatçılarını, yazarlarını, komutanlarını ve devlet adamlarını davet eder, geç vakitlere kadar ülke ve dünya sorunlarını tartışırdı.

1931′ in Ağustos gecelerinden birinde, Dolmabahçe Sarayı’ndaki sofrasında bulunanlardan biri de milletvekili Dr. Reşit Galip’tir.

O gece Millî Eğitim Bakanı Esat Mehmet Bey, kız öğrencilerin kısa etek, kısa çorap ve kısa kollu gömlek giymelerini uygun bulmadığını, bu nedenle daha kapalı giyinmelerini bir genelge ile okullara duyuracağını söyler. Bunun üzerine Dr. Reşit Galip:

“-Yanlış düşünüyorsunuz beyefendi! Bu bir gericiliktir. Kadınlar eski durumda yaşayamazlar. Devrimlerden en önemlisi, kadınlara verilen haklardır. Başka türlü batılılaşmakta olduğumuzu iddia edemeyiz. Bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez!” demesi üzerine, M. Kemal’in kaşları çatılır:

“-Sözlerinizde hoşgörülü ve ölçülü olunuz.” uyarısına karşın, Dr. R. Galip:

“-Devrimci devrimcidir. Devrimci olmayan da devrimci değildir. İnsanlar bir yaştan sonra ister istemez tutucu olurlar. Meclis’te bunca genç,   idealist,  bakanlık yapacak yetenekte insan varken, böyle yaşlı kimseleri Millî Eğitim Bakanı yapmak hatadır.” diye devam edince, Gazi’nin kaşları iyice  çatılır.

Yaşlı ve deneyimli M. E. Bakanı Esat Mehmet, geçmişte M. Kemal’in öğretmenidir çünkü. Gazi’nin:

“-Esat Bey yeteneklidir. Davamıza inanmıştır ve benim hocamdır. Beni okutmuş olması, sence bir değer taşımıyor mu?” sorusuna Dr. R. Galip:

“-Kusura bakma Paşam, taşımıyor! Okuttukları içinde sizin gibi bir devrimci çıkmış ama, kim bilir nice tutucu da çıkmıştır.” cevabını verir.

M. Kemal:

“-Bu masada hocama ve bir Millî Eğitim Bakanı’na hakaret etmenize izin veremem.” diye çıkışır.

“Bunun  üzerine, herhalde Dr. R.Galip özür dileyerek susmuştur” diye düşünüyorsunuz, öyle mi? Ama yanıldınız! Aksine:

“-Devrimleri korumak için sizden izin istemiyorum. Hatayı yapan siz de olsanız, sizi de eleştiririm. Roz Nuvar’a verdiğiniz 15.000 liralık kredi mektubu da siz yaptınız diye hata olmaktan çıkmaz!” diye devam eder .

Hayda!.. Paşa değil, Bakan değil, Meclis Başkanı değil… Sade bir milletvekili, herkesin içinde Cumhurbaşkanı’ nın yüzüne karşı söylüyor bunları. Olacak şey mi?

Gazi M. Kemal:

“Yoruldunuz, biraz dinlenseniz iyi olacak. Buyurun, biraz istirahat edin!..” diyerek, nazikçe sofrayı terk etmesini ister Dr. R. Galip’in.

Herkes bu “saygısız milletvekili”nin (!) hemen kalkıp gideceğini beklerken, O:

“-Burası sizin değil, milletin sofrasıdır. Milletin işlerini görüşüyoruz. Burada oturmak, sizin kadar benim de hakkımdır…” demesin mi?

Böyle bir  durumda, siz M. Kemal’ in yerinde olsaydınız, ne yapardınız, bilemeyeceğim, ama o büyük insan:

“-Öyleyse, biz kalkalım!” diyerek gerçekten sofrayı arkadaşlarıyla birlikte terk eder.

Gerçek “büyük insan” odur ki, güçlüyken, güçsüzler karşısında sinirlerine hâkim olmayı bilir.

30′lu yılların ünlü liderlerinden ne Hitler yapabilmiştir bunu, ne Stalin, ne de Mussolini…

“-Boş ver onları sen muhterem de, bu öykünün sonu nasıl bitmiş, onu söyle sen bize.” diyorsunuz, öyle mi?

“Doğal olarak, Atatürk gibi bir lider, Dr. R. Galip gibi bir milletvekilinin kendisini küçük düşürmesini kabul edemez. Kim bilir, bunun acısını ondan nasıl çıkarmıştır?” diye düşünüyorsunuz, değil mi?

Bakalım…

M. Kemal, sabah uyandığında, Genel Sekreteri Tevfik Bıyıklıoğlu’ ndan Dr. R. Galip’ i sorar. Bıyıkoğlu, Ankara’ya gidecek kadar borç para istediğini, bunun üzerine  25 lira verdiğini söyler. Gazi:

“-Bu durumda olan bir arkadaşa 25 lira mı verilir? Bari benim hesabımdan birkaç yüz lira verseydin… Adamın  parası yokmuş,  baksana!.. Cebinde beş parası yok ama karakterinden hiç taviz vermiyor. Parası yok ama, cesareti var…” der.

Birkaç ay sonra, R. Galip’in Ankara Radyosu’ndan bir konferans vereceğini duyunca, o akşam hiç kimseyi çağırmaz ve sofra kurdurmaz. Radyoyu açarak konferansı bekler. Konu: “Halkevleri ve Devrimler” dir . Der ki R. Galip:

“Devrimlerimiz, Türk milleti’nin çektiği uzun çileler sonucu elde edilen denemelerimizin fikir haline gelmiş kesin inancıdır. Her yerde, herkese ve her şeye karşı onları savunacağız. Gerekirse babalarımıza, çocuklarımıza karşı bile…” (*)

Bu sözleri duyan M. Kemal, rahatlamış olarak kalkar radyonun başından. Birkaç gün sonraki sofrasında Dr. R. Galip’i sağına, M.E.B. Esat Mehmet’i de soluna oturtur. Bir ara Doktor’un kulağına eğilip:

“-Yarın, Millî Eğitim Bakanı’sın!”diye fısıldar.

1933′teki “üniversite reformu”nu gerçekleştiren , Atatürk’ün yüzüne karşı:

“-Devrimleri korumak için sizden izin istemiyorum. Hatayı yapan siz olsanız, sizi de eleştiririm.” diyebilen bu insandır işte!

Bu olayın yaşandığı tarihten 75 yıl sonra,  değil Atatürk’ü, kendi partisinin liderini bile Dr. Reşit Galip’in çeyreği kadar eleştirebilecek kaç babayiğit tanıyorsunuz siz? 

(*) Bu yazı, “Atatürk’ün “Fikir Fedaisi” Dr. Reşit Galip” adlı eserden  yararlanılarak hazırlanmıştır. (Yazan: Yener Oruç, Gürer Yayınları, 2007, İstanbul Tel: (0212) 2…)




Dipçe:
otar........doktor
  • 0

En soñ YİĞİT TULGA tarafından 10 Mar 2008, 15:53 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kéz düzenlendi.
Sözlük indir.
http://tufar.com/SanalBaba/
Taranmasına "kıyacağınız" sözlük varsa benimle iletişim kurunuz.

"Türk Dil Kurumu" ile "Türk Günay Kurumu" özerk, tüzel kişiliğine dönmelidir. Atatürk kalıtını çiğneyenler yargılanmalıdır...
YİĞİT TULGA
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 973
Katılım: 29 Ağu 2007, 03:48
Değerleme: 34

Dön Atatürk ve Dil Devrimi

Kimler çevrimiçi

Bu bölümü gezen üyeler: Hiç bir üye yok ve 2 konuk

Reputation System ©'