Yazışmalık

Başka sese beñzemez ananıñ sesi, Her sözcüñ arasañ vardır Türkçesi

Eski Türkçeden Anadolu Ağızlarına Ulaşan Bazı Kelimeler

Dil araştırmacılarınıñ, kurumlarınıñ çalışmalarını içerir.

Eski Türkçeden Anadolu Ağızlarına Ulaşan Bazı Kelimeler

İletigönderen ingichka » 04 Eki 2011, 07:27

buñ

  Eski Türkçede  dert, sıkıntı anlamlarıyla geçer: “türük  ķagan ötüken yış olursar ilte  buñ yoķ.” (KTG 3): Türk hakan Ötüken dağlarında oturursa ülkede sıkıntı olmaz.  Türkiye Türkçesinde yapım ekleriyle genişleyerek  bunalım, bunalma, bunaltıcı (TS: 326) ve benzeri  şekilleriyle  kullanılan kelime, ses ve  şekil değişikliği geçirmeden  sıkıntı anlamıyla Yozgat ağzında (DerS: 791) yaşamaktadır.



çıķan

Eski Türkçede yeğen anlamıyla kullanılmıştır: “tabgaç ķagan çıķanı çañ señün kelti.” (KTK 13): Çin imparatorunun yeğeni General Çang geldi. Burhan Baran 42  Kelime, kız kardeşin çocuğu, yeğen anlamlarındaki çıkana varyantıyla Bursa-İnegöl’den (DerS: 1165) derlenmiştir.



eçi

“inili  eçili kikşürtükin üçün...” (KTD 6): Erkek kardeşlerle  ağabeyleri birbirlerine düşürdüğü için...  Hem Eski Türkçedeki  şekil ve anlamıyla hem de  ede (I-1.) varyantıyla yirmiden fazla yöreden (DerS: 1663) derlenmiştir. 



ekinti

“ekinti kün kop ölürtüm.” (BKG 1): İkinci gün tamamıyla öldürdüm.  Türkiye Türkçesinde  ikinci (TS: 948)  şekliyle kullanılan kelime,  ekindi varyantıyla Konya Kadınhanı’ndan (DerS: 1694) derlenmiştir. Bu varyantta  kelime başı  e sesinin korunduğunu; ses değişmesi olarak sadece +nti  ekindeki t ünsüzünün yumuşadığını görüyoruz.



ıraķ

“ıraķ bodunug ança yagutur ermiş.” (KTG 5): Uzak halkı böylece yaklaştırır imiş.  Türkiye Türkçesinde ırak, ıraklaşmak, ıraklık (TS: 913) ve benzeri şekilleriyle kullanılan kelime ırak şekli ve  varyantlarıyla yirmiden fazla yöreden derlenmiştir:  ırak, ıraħ, irağ iraħ, irak: uzak (DerS: 2480-2481);  ıraklık: uzaklık;  ıraksanmak, ıraksamak, ıraksımak, ıraksınmak: uzak sanmak;  ıramak, ıraklaşmak, ıralmak, ıraşmak: uzaklaşmak (DerS: 2481). Ayrıca  Diyarbakır (Erten 1994: 159), Erzurum (Olcay 1995: 122), Çüngüş ve Çermik yöresi ağızlarında (Özçelik-Boz 2001: 243) ķ>ħ değişmesiyle ıraħ; Urfa merkez ağzında ķ>ġ değişmesiyle ıraġ

şeklinde (Özçelik 1997: 261) kelimenin varlığı tespit edilmiştir.



kemi

“alķunı kemi birlä singürür.” (İKPÖ XVII.3.): Tümünü gemiyle birlikte yutar.  Türkiye Türkçesinde k>g değişmesi sonucu gemi (TS: 745)  şeklinde kullanılan kelime,  kelime sonu  i>e değişmesiyle keme (IV) şeklinde Tokat-Reşadiye ağzında (DerS: 2738) yaşamaktadır. 



ķoy

“ķoy laġzın ulatı tınlıġ-larıġ ölürür…” (İKPÖ III.1.):  Koyun, domuz ve diğer yaratıkları öldürdüklerini…  Kelime, aynı anlam ve şekliyle Tokat ve Konya’dan derlenmiştir: koy (II): koyun (DerS: 2941).



kör-

“onoķ bodun emgek körti.” (BKD 16): On-Ok halkı eziyet gördü.  “balıķ taştın tarıġçı-laraġ körür erti.” (İKPÖ I.3.): Şehir dışında çiftçileri görüyordu.

Birinci örneğimizde deyimin bir parçası olarak, ikinci örneğimizde ise temel anlamıyla geçen kör- fiili Türkiye Türkçesinde  k>g değişmesiyle  gör- (TS: 781)  şeklinde kullanılmaktadır. Bu fiil, Eski Türkçedeki şekliyle Konya-Kadınhanı’ndan (DerS: 2967) derlenmiştir.



kötür-


“...teñri töpüsinte tutup yügerü kötürti erinç.” (BKD 10): ... şüphesiz göğün tepesinde tutup yukarı kaldırdı.

Eski Türkçede kaldırmak, yükseltmek anlamlarında kullanılmış olan kötür- fiili, fiilden isim yapan ekleri almış varyantları ve kaldıraç anlamıyla ağızlarda yaşamaktadır. kötürge (I) Afyon, Burdur, Denizli, Eski Türkçeden Anadolu Ağızlarına Ulaşan Bazı kelimeler 43 Aydın, Manisa, Çanakkale, Sivas, Antalya, Muğla, Kırklareli;  kötürgü  Eskişehir, Edirne; kötürğe varyantı  Ankara-Başhöyük ağızlarında (DerS: 2982) yaşamaktadır.  Bu kelimenin  kötürge varyantı  ise Uşak ili ağızlarında (Gülsevin 2002: 383)  değirmende taşı indirip bindirmeye yarayan değnek anlamıyla varlığını sürdürmektedir.



köz

“körür  közüm körmez teg bilir biligim bilmez teg boltı.” (KTK 10): Görür  gözüm görmez gibi eren aklım ermez gibi oldu.

“ekki közi körmäz erti.” (İKPÖ XXIV.5.): İki gözü görmez idi.  Türkiye Türkçesinde k>g değişmesiyle göz (TS: 786) şeklinde kullanılan kelime, Ankara-Mühye ağzında  bu ses değişmesini geçirmeden birleşik isim  şeklinde yaşamaktadır:  köz kesimi: göz kararı (DerS: 2985).



kün

“yadag süsin ekinti  kün kop ölürtüm.” (BKG 1): Piyade ordularını ikinci  gün tamamıyla öldürdüm.    “küniŋä ķolġuçı-lar üzülmädi.” (İKPÖ VII.2.): Günden güne para isteyenlerin arkası kesilmedi.

Eski Türkçede  güneş, gün anlamlarında kullanılmış olan  kün ismi Türkiye Türkçesinde  k>g değişmesiyle  gün (TS: 809)  şeklinde kullanılmaktadır. Tokat-Reşadiye ağzında yapım eki almış varyantıyla  kündüz şeklinde (DerS: 3037), Konya-Kadınhanı ağzında birleşik isim  şeklinde  künorta varyantıyla (DerS: 3039) varlığını sürdürmektedir. Kelimenin bu varyantı, günün ortası diye düşünebileceğimiz öğle vakti anlamıyla Derleme Sözlüğü’nde yer almaktadır.



öd

“ol ödke kul kulluk bolmış erti.” (KTD 21): O zamanda köleler köleli olmuş idi.  Eski Türkçedeki anlam ve şekliyle Balıkesir’den derlenmiştir: öd (I): zaman (DerS: 3309).



öl

“ķuruġ yerig suvayu öl yerig tarıyu...” (İKPÖ I.4.): Kuru yeri sulayıp nemli toprağı ekerlerken...

Eski Türkçede  yaş, nemli anlamlarında kullanılmış olan  öl kelimesi Afyon, Isparta, Burdur,

Denizli,  İzmir, Bilecik, Eskişehir, Sivas, Kayseri, Nevşehir, Niğde, Konya, Antalya, Muğla’dan derlenmiştir:  öl (I): toprağın nemi, tav (DerS: 3328). Burdur, Denizli, Sivas,  Nevşehir, Niğde ve Konya’dan ise yapım eki almış varyantıyla tespit edilmiştir:  öllü: yaş, nemli (toprak için) (DerS: 3332).   



ötün-

“inçä tep ötünti.” (İKPÖ IV.7): Şöyle diyerek dileğini sundu.

Eski Türkçede saygılı bir biçimde anlatmak, arz etmek, dilemek, bir dilek sunmak anlamlarında kullanılmış olan  ötün-  fiili aynı  şekliyle Derleme Sözlüğü’nde yer almaktadır:  ötünmek: yalvarmak, dilemek (İdil Ural göçmenleri-İstanbul) (DerS: 3359).



sab, sav 

“bitig bilmez kişi ol sabıg alıp yagru barıp öküş kişi öltüg.” (KTG 7): Cahil kişiler, o söze kanıp yakın gidip çok kişi öldünüz.

“ol ödün ķaŋı  ķan bu ötüg sav eşidip näŋ kiginç berü umadı.” (İKPÖ XV.7.): O anda babası han, bu rica sözlerini işitince hiç cevap vermedi.

Kültigin Yazıtı’nda  sab şeklinde  söz, haber anlamlarıyla geçen kelime,  İyi ve Kötü Düşünceli Prens Öyküsü’nde  b>v değişmesiyle  sav şeklinde kullanılmıştır. Bu  şekliyle söz, lâf, dedikodu anlamlarıyla  Bolu, Bitlis, Urfa, Hatay; karşılıklı konuşma, sohbet anlamlarıyla Van, Niğde; bilgi, haber anlamlarıyla Ankara-Kızılcahamam’dan (DerS: 3551) derlenmiştir. Ordu ve Bayadı yöresinde ise  savcı varyantıyla  sözcü, mektupçu anlamlarında (DerS: 3553) yaşadığı tespit edilmiştir.  Bu kelimenin  savat varyantı söz anlamıyla Kars-Arpaçay köylerinden (Olcay ve diğerleri 1998: 396) derlenmiştir. 



sı-


“bayırkunin ak adgırıg udlukın  siyu  urtı.” (KTD 36): Bayırkuların ak aygırını, uyluğunu  kırıp vurdular.

Eski Türkçede kırmak anlamıyla kullanılmış olan sı- fiili yapım eki almış varyantlarıyla yirmiden fazla yöreden derlenmiştir: sınık (I): kırık, çıkık (DerS: 3611); sınıħçı, sınıkçı: kırık çıkık bağlayan kimse (DerS: 3611, 3612); sınıkçılık: kırık ve çıkık kemikleri yerine getirip sarma, bağlama becerisi; sınıklamak: kırık ve çıkıkları sarmak; sınmak (I): kırılmak (DerS: 3612).  Ayrıca Kırşehir ağzında sıyıġçi (Günşen 2000: 495), Erzurum ağzında sınıħçi (Olcay 1995: 126), Malatya ağzında sınıķçı (Gülseren 2000: 418) şekilleriyle de ağızlarda yaşadığı tespit edilmiştir.



sub, suv

“ança  ķazganıp biriki bodunug ot  sub ķılmadım.” (KTD 27): Öylece çalışıp çabalayıp birleşik halkı ateş, su (gibi) kılmadım.

  “suvda yäklär urup kemi suvķa çomurur.” (İKPÖ XVII.6.):  Suda şeytanlar saldırır ve gemiyi suya batırırlar.

İyi ve Kötü Düşünceli Prens Öyküsü’nde  b>v değişmesiyle  suv şeklinde geçen kelime, bu şekliyle Tokat-Reşadiye’den derlenmiştir: suv: su (DerS: 3702). Kelimenin Türkiye Türkçesindeki kullanımında v ünsüzü düşmüştür.



täz-

“Uygur elteber yüzçe erin ilgerü tezip bardı.” (BKD 37): Uygurların elteberi yüz kadar adamla doğuya kaçıp gitti.

“ekki köziŋä sançıp täzti.” (İKPÖ LVIII.1.): İki gözüne sokup kaçtı.

Eski Türkçede kaçmak anlamıyla kullanılmış olan tez- fiili, aynı  şekil ve anlamıyla Isparta,

Manisa, Kütahya, Tokat, Ordu, Sivas ve Yozgat’tan derlenmiştir: tezmek: 4. kaçmak (DerS: 3907).



tik-

“yog yıparıg kelürüp tike birti.” (BKG 11): Cenaze mumları getirip dikiverdiler.

Türkiye Türkçesinde  t>d değişmesiyle  dik- (TS: 525)  şeklinde kullanılan  fiil, kelime başı  t ünsüzünü korumuş şekliyle  İçel-Silifke ve  İçel-Anamur’dan derlenmiştir:  tikmek (II): uzunca bir  şeyi dikine duracak biçimde bir yere tutturmak;  tikilmek: dikilmek (DerS: 3930).

Bu fiil, ayrıca Çüngüş ve Çermik yöresi ağzında (Özçelik-Boz 2001: 249) Eski Türkçedeki şekliyle, Uşak ili ağızlarında (Gülsevin 2002: 388) ise tikil- şeklinde  varlığını sürdürmektedir. 



tört

“ol ädgü kü at tört buluŋ-da yadıltı.” (İKPÖ VII.2.): Bu güzel ün dört bir tarafa yayıldı.

Türkiye Türkçesinde t>d değişmesiyle dört (TS: 569) şeklinde kullanılan isim, dört yaşında tay anlamı ve törtlü varyantıyla Konya-Kadınhanı’ndan (DerS: 3984) derlenmiştir.



ulayı

“ulayu iniygünüm oglanım biriki uguşum bodunum...” (BKG 1): Bütün erkek kardeşlerim, oğullarım, birleşik soyum, halkım...

Bu kelimenin anlamı,  konuyla ilgili çalışmaların çoğunda başta olmak üzere şeklinde verilmiştir.  S. Özçelik ise bir makalesinde kelimenin anlamını  bütün olarak verdikten sonra  şu açıklamayı yapmaktadır: "Anadolu ağızlarında deyimlerde, kelimenin ünlü benzeşmesi [alay(ı)<ulayı] sonucunda alay(ı) şeklinde kullanıldığını görüyoruz."

Adı geçen makalede, Eski Türkçede kelimenin bütün anlamında kullanıldığı ve aynı anlamda u>a değişmesiyle ağızlarda yaşadığı tespit edilmiştir. Bu kelime hep, bütün anlamında alay (I-5.) varyantıyla Gaziantep, Sivas, Kayseri ve Niğde’den (DerS: 203);  hepsi, bütünü anlamında alayı varyantıyla Samsun, Amasya, Giresun, Gaziantep, Mersin, Hatay, Sivas, Yozgat, Ankara, Kayseri, Niğde ve Adana;  alayısı varyantıyla Samsun ve Gaziantep’ten (DerS: 204) derlenmiştir.       



ur-

“yüz artuk oķun urtı.” (KTD 33): Yüzden fazla okla vurdular.

Türkiye Türkçesinde v ünsüzünün türemesiyle vur- (TS: 2097)  şeklinde kullanılan kelime, Eski Türkçedeki şekliyle Elazığ, Niğde ve Antalya’dan derlenmiştir: urmak (I): 1. vurmak (DerS: 4041).  Çüngüş ve Çermik yöresi (Özçelik-Boz 2001: 250), Urfa merkez ağzı (Özçelik 1997: 269) ve Doğu Trakya yerli ağzında (Olcay 1995: 83)  da kelime bu şekliyle kullanılmaktadır.



üçün

“türük bodun üçün tün udımadım küntüz olurmadım.” (KTD 27): Türk halkı için gece uyumadım, gündüz oturmadım.

Türkiye Türkçesinde için (TS: 931)  şeklinde kullanılan kelime,  üçün  şekliyle Niğde-Bor; uçun şekliyle Kars, Gaziantep, ve Niğde’den (DerS: 4022) derlenmiştir.  Üçün kelimesi Diyarbakır ağzında (Erten 1994: 172) da kullanılmaktadır.



yaġı

“yaġısi ķon teg ermiş.” (KTD 12): Düşmanı koyun gibiymiş.

Kelime, Eski Türkçedeki  şekil ve anlamıyla Denizli, Bolu, Kars, Kırşehir, Niğde, Adana ve

Antalya;  aynı anlamdaki yağın (I) varyantıyla Manisa, Bursa, Erzurum, Ankara, Kayseri, Adana, Edirne ve Tekirdağ ağızlarında (DerS: 4119) yaşamaktadır.



yay

“yalabaçı edgü sabı ötügi kelmez tiyin  yayın süledim.” (BKD 39): Elçisi, iyi haberi, ricası gelmiyor diye yazın sefer ettim.

Kelime, Eski Türkçedeki şekil ve anlamıyla Amasya, Kars, Ağrı, Elazığ, İçel, Antalya ve Niğde;  yay ayı şekliyle Van-Erciş ağızlarında (DerS: 4208) varlığını sürdürmektedir.

yegräk:

“bu muntuda  yegräk  çintämäni  ärtini alġalı barayın.” (İKPÖ XXXV.1.): Burada  en üstün cintamani mücevherini elde etmek için gideyim.

En iyi, çok daha iyi anlamlarıyla Eski Türkçede kullanılmış olan  yegräk kelimesi,  üstün güzel, üstün iyi anlamlarında  g>y değişmesi sonucu yeyrek varyantıyla Bilecik;  g>ğ değişmesi sonucu yeğrek (I) varyantıyla Balıkesir-Çaypınar ağızlarında (DerS: 4261) yaşamaktadır.



yılķı

“ol yılķıg alıp igittim.” (BKD 38): O at sürüsünü alıp besledim.                                           

Eski Türkçede at sürüsü anlamında kullanılmış olan kelime,  hem aynı şekil ve anlamıyla (yılķı- I); hem de ķ>g/h/ħ değişmeleriyle yılgı (I), yılhı, yılħı varyantlarıyla yirmiden fazla yöreden (DerS: 4271) derlenmiştir. 



yunt

“taķı yemä kördi ämäri tınlıġ-lar yunt ud çoķar.” (İKPÖ III.1.): Bundan başka çok sayıda insanın at ve sığırları öldürdüklerini gördü.       

Eski Türkçede at  anlamında kullanılmış olan yunt, kelime sonu t>d değişmesiyle yund şeklinde Erzurum-Yörüler ağzında (DerS: 4320) varlığını sürdürmektedir.



http://tdae.ege.edu.tr/files/dergi8i.pdf
  • 0

Üyelik görseli
ingichka
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 2242
Katılım: 01 Oca 2008, 14:33
Konum: istanbul
Değerleme: 19

Dön Dil araştırması yapan bireyler, kurumlar

Kimler çevrimiçi

Bu bölümü gezen üyeler: Hiç bir üye yok ve 1 konuk

Reputation System ©'