Yazışmalık

Başka sese beñzemez ananıñ sesi, Her sözcüñ arasañ vardır Türkçesi

Özleştirme Denemeleri

Bütün yazınsal ürünleriñ paylaşımını içerir.

Özleştirme Denemeleri

İletigönderen bensay » 14 Şub 2015, 16:13

Tapınerki

En genel biçimde, tapın din görevlileri katmanı aracılığıyla tapınsal kurallarla yönetilen toplumların yönetim biçimi olarak tanımlanabilen tapınerki kavramı birbirinden ayrı anlamlara gelmektedir. Theos (Tanrı) ve Kratos (güç/erk) sözcüklerinden oluşan teokrasi kavramı, tanrı erkiyle yönetilen yurttay devlet anlamını vermektedir. Yönetimin tapına bağlı olduğu toplumlara tapınerkçil teokratik toplum, yurttaya tapınerkçil yurttay dahası yönetsel düzene de tapınerki yönetimi denmektedir. Tapınerki ile kavramlaştırılan tapına bağlı yönetsel düzenlerde tapın, toplumsal düzeni belirleyen tek güç olup yönetkisel erk tapın görevlilerinin elinde dahası tekelindedir. Toplumda bütün düzenlemeler tapın aracılığıyla yapılmakta dahası yönetsel oruntaylar kadrolar tapın görevlilerince kullanılmaktadır. Toplumsal ilişkiler ile örgütlenmeyi düzenleyen bütün tüze kuralları, tapınsal kurallara dayandırılmış olup tapının dışında başkaca tek bir neyse ne şey tüzeye kaynaklık edememektedir. Yurttayın yönetsel kurumları ile tüze yapısı tapınsal kurallardan ayrılmış bulunmamaktadır.
Kişioğlu geçmişinin en eski toplumları birer tapınerki düzenidirler. Eski tapınerkçil toplumlarda yönetkisel siyasi erkin başında bulunan yönetsel önder, özdeş oğur zaman da bir üstün tapın görevlisi idi. Tapınsal önderlikle yönetkisel önderlik bir kişinin varlığında birleşmişti. Dahası, eski Mısır yöneticileri olan Firavunlarda görüldüğü gibi, yönetkisel önder bir Tanrı (Theos) olarak görülmüştür. Afrika'nın boysal klanik toplumlarında topluluğun önderi olan kişi, yönetsel erki kendi kişiliğinde topladığı gibi geleneksel tapının en üstün elçisi dahası Tanrısal niteliklere iye özbüyülemsel karizmatik bir önder olarak görülmüştür. Bolluk, kıtlık, yağmur ib. vb. doğa olaylarının düzenleyicisi olarak görülen bu önder, bir tür "Tanrı" olarak algılanmıştır. Kendini Tanrı yerine koyan, kendisine doğaüstü güçlerin yakıştırıldığı yönetkisel önderlerin toplumları yönetmelerine de tapınerkiyle yönetim denmiştir. Eski Firavunlar, Japon soyerkmen soya dayalı yönetim biçimlerinde yönetsel olarak en tepedeki kişi, kral... leri, çağdaş kimi önderler, doğaüstü olarak görülen dahası bu nitelikleriyle toplumları yönetmiş olan kişilerdir. Bir bakıma Tanrı yerine konmuş olduklarından bunların yönetimleri bir tür tanrıerki yönetimi olarak değerlendirilebilir. Öte yandan kimi önderlere doğaüstü bir güç yakıştırılmamakla birlikte doğaüstü güç eliyle toplumu yönetmek için görevli olduğu savı öne sürülür, üstüne de bu kişi eliyle toplum başına buyruk, kuralsamasız bir biçimde yönetilirse, bu durumda da tapınerki yönetimi söz konusu olur.
Gerçekte, bütünüyle Tanrı gücü ile yönetilen, [acikla=dünyevi]yeryuvarsal[/acikla] güçlerin tek bir etkisinin bulunmadığı toplumlar yoktur. Tapınerki yönetimlerinde, yönetsel önderler, tapını daha çok geçerlilik kazandırıcı bir yapı olarak kullanmakta, böylelikle kendi düzenlemelerini tapınsal örge motif lerle sunarak yetke sağlamaktadırlar. Kendini bir Tanrı olarak topluma benimseten firavunların tanrıerkçil yönetimlerini bir yana bırakırsak tapınerki yönetimlerinin Batıda hıristiyan toplumlarda ortaya çıktığı görülür. IV. yüzyılda Roma Soyerkmenliğinde yayılma olanağı bulan hıristiyanlık… Kentsoylu Burjuvazi katmanının büyük bir başarısı olan Fransız Devrimi (1789) ile Avrupa'da tapınerkçil yönetimler iyice geriledi ve batıda Kilise'nin tümüyle yurttay yönetiminin dışında bırakıldığı tapınerksizcil yönetimler kuruldu.
İslam yeryuvarında batıdakine benzer tapınerkçil yönetimler kurulmamakla birlikte, İslam tapını kurallarına göre örgütlenen yönetkisel düzenler yaşama olanağı buldular. İslam tapınerki yönetimlerinin Batıdakilere benzememesi, öncelikle İslam tapınının özgün yapısından, dahası kuruluşundaki özelliklerden kaynaklanmıştır. Muhammed Edizleri Hz. Muhammed dönemi özgün bir tapınerki yönetimi olarak görülebilse de batı tapınerki yönetimlerinden oldukça ayrımlı özellikler göstermektedir. Muuhammed Edizlerin'den sonra ise İslam yönetimleri, yitebir hiçbir biçimde bir tapın görevlileri katmanının egemen olduğu yönetkisel yapılar değildir. Yalnızca toplumun Kur'ân'ın ortaya koyduğu kurallara göre düzenlendiği bir [acikla=hukuk]tüze[/acikla] yurttayı olarak ortaya çıkmışlardır. İslam, kendisinin dışında bir yeryuvarsal gücü (Sezar- Melik) olumlamadığından, Hıristiyan toplumlarda görülen Kilise-Soyerkmen çatışmasına benzer bir savaşıma tanık olunmamıştır. İslam tapını, toplumsal dahası yönetkisel yaşamın değme her alanında "Tanrı’nın Tekliği" ilkesinin geçerli olduğunu savunmuş, toplumun örgütlenmesini de bu tek güce vermiştir. Toplumda yönetkisel erki elinde tutanın tapın kişisi olmasına gerek olmamakla birlikte tapınsız olması da benimsenmemiştir. İçten bir müslüman olmasının yanında bazı özel nitelikler aranmıştır.
Yönetim-tapın ilişkileri açısından Osmanlı Yurttayı'nın bir tapınerki yönetimi olduğu savlanmakla birlikte bir "Yarı-tapınsal Düzen" olduğu savunulmaktadır. Osmanlı yönetiminde tapının yönetime bağlı oluşu, şeyhülislamlık örgütünün kamu yönetimi içerisinde yer alması, tapın gücünün yönetkisel güç eliyle denetlenmesi ile benzeri yapısal nitelikler Osmanlı'yı bir tapınerki yönetimi olarak değerlendirmeye olanak tanımamaktadır. Kamuerki Cumhuriyet yönetimi Türkiye'si de anayasal olarak tapınerksizcil ise de, gerçekte "Yarı Tapınsal Düzen" olma özelliğini bir ölçüde korumakta olduğunu söylemek daha anlamlı görünmektedir.

Yukarıda özleştirilen yazının özgün sözeltisi metni aşağıdadır:

Teokrasi
En genel şekilde, din adamları sınıfı ta¬rafından dinsel kurallarla yönetilen toplumların yönetim biçimi olarak tanımlanabilen teokrasi kavramı birbirinden farklı anlamlara gelmektedir. Theos (ilâh-Tanrı) ve Kratos (kuvvet-güç) kelimelerinden oluşan teokrasi kavramı, tann kuvvetiyle idare edilen devlet anlamını vermektedir. Yönetimin dine bağlı olduğu toplumlara teokratik toplum, devlete teokratik devlet ve siyasî-idarî sisteme de teokrasi denmektedir. Teokrasi ile kavramlaştırılan dine bağlı siyasî idarî sistemlerde din, toplumsal sistemi belirleyen tek kuvvet olup siyasî iktidar din adamlarının elinde ve tekelindedir. Toplumda bütün düzenlemeler din tarafından yapılmakta ve idarî kadrolar din adamlarınca kullanılmaktadır. Toplumsal ilişkileri ve örgütlenmeyi düzenleyen bütün hukuk normları, dine dayandırılmış olup dinin dışında hiçbir şey hukuka kaynaklık edememektedir. Devletin siyasî ve idarî kurumlan ile hukuk yapısı dinden ayrılmış bulunmamaktadır.
İnsanlık tarihinin en eski toplumları birer teokrasidirler. Eski teokratik toplumlar¬da siyasî iktidarın başında bulunan siyasî şef, aynı zamanda bir üstün din adamı idi. dinsel liderlikle siyasî liderlik bir kişinin şahsında birleşmişti. Hatta, eski Mısır yöneticileri olan Firavunlarda görüldüğü gibi, siyasî lider bir Tann (Theos) olarak kabul edilmiştir. Afrika'nın klanik toplumlarında topluluğun şefi olan kişi, siyasî iktidarı şahsında topladığı gibi geleneksel dinin en üstün temsilcisi ve Tanrısal nitelikleri haiz karizmatik bir lider olarak kabul edilmiştir. Bolluk, kıtlık, yağmur vb. tabiat olaylarının düzenleyicisi olarak görülen bu şef, bir tür "Theos" olarak algılanmıştır. Kendini ilah (theos) yerine koyan, kendisine tabiatüstü kuvvetlerin izafe edildiği siyasal liderlerin toplumları yönetmelerine de teokrasi denmiştir. Eski Firavunlar, Japon kralları, çağdaş bazı liderler tabiatüstü kabul edilen ve bu nitelikleriyle toplumları yöneten kişilerdir. Bir bakıma tanrı yerine konmuş olduklarından bunların yönetimleri bir tür teokrasi olarak değerlendirilebilir. Diğer yandan bazı liderlere tabiatüstü bir kuvvet izafe edilmemekle beraber tabiatüstü kuvvet tarafından toplumu yönetmek için görevli olduğu iddiası öne sürülür ve bu kişi tarafından toplum keyfî şekilde yönetilirse, bu durumda da teokrasi söz konusu olur.
Aslında, bütünüyle Tanrı gücü île idare edilen, dünyevî güçlerin hiçbir etkisinin bu-lunmadığı toplumlar yoktur. Teokrasilerde, siyasî ve idarî liderler, dini, daha çok meşrulaştıncı bir yapı olarak kullanmakta ve kendi düzenlemelerini dinî motiflerle sunarak otorite sağlamaktadırlar. Kendini bir teo (Tanrı) olarak topluma kabul ettiren firavunların teokratik yönetimlerini bir tarafa bırakırsak teokrasilerin Batı Hıristiyan toplumlarında ortaya çıktığı görülür. IV. yüzyılda Roma împaratorluğu'nda yayılma imkânı bulan Hıristiyanlık…
Burjuva sınıfının büyük bir başarısı olan Fransız ihtilali (1789) ile Avrupa'da teokratik yönetimler iyice geriledi ve batıda Kilise'nin tamamen devletin dışına bırakıldığı laik yönetimler kuruldu.
İslâm dünyasında batıdakine benzer teokratik yönetimler kurulmamakla birlikte, İslâm dini kurallarına göre örgütlenen siyasal sistemler yaşama imkânı buldular. İslamî yönetimlerin Batıdakilere benzememesi, öncelikle İslâm dininin Özgün yapısından ve kuruluşundaki özelliklerden kaynaklanmıştır. Hz. Muuhammed dönemi tipik bir teokrasi olarak kabul edilebilse de batı teokrasilerinden oldukça farklı özellikler göstermektedir. Hz. Muuhammed'den sonra ise İslâm yönetimleri, hiç bir şekilde bir din adamları sınıfının egemen olduğu siyasal yapılar değildir. Sadece toplumun Kur'ân'ın ortaya koyduğu kurallara göre düzenlendiği bir hukuk devleti olarak ortaya çıkmışlardır. İslâmiyet, kendisinin dışında bir dün¬yevî gücü (Sezar- Melik) kabul etmediğinden, Hıristiyan toplumlarında görülen Kilise-Kral çatışmasına benzer bir mücadeleye tanık olunmamıştır. İslâm dini, toplumsal ve siyasal hayatın her alanında "Tevhid" il¬kesinin geçerli olduğunu savunmuş ve toplumun örgütlenmesini tek bir güce vermiştir. Toplumda siyasal iktidarı, elinde tutanın din adamı olmasına ihtiyaç olmamakla birlikte dinsiz olması da kabul edilmemiştir. Samimi bir müslüman olmasının yanında bazı özel nitelikler aranmıştır.

Yönetim-din ilişkileri açısından Osmanlı Devleti'nin bir teokrasi olduğu iddia olunmakla birlikte bir "Yarı-dini Sistem" olduğu savunulmaktadır. Osmanlı yönetiminde dinin yönetime bağlı oluşu, şeyhülis¬lamlık örgütünün kamu bürokrasisi içerisinde yer alması, din gücünün siyasal güç tarafından denetlenmesi ve benzeri yapısal nitelikler Osmanlı'yı bir teokrasi olarak değerlendirmeye imkân vermemektedir. Cumhuriyet Türkiye'si de anayasal olarak laik ise de, aslında "Yan Dinî Sistem" olma özelliğini nisbeten korumakta olduğunu söylemek daha anlamlı görülmektedir.

Davut DURSUN
  • 10

http://www.gelgelturkce.blogcu.com
https://www.facebook.com/OzlestirmeKilavuzu
Evrensel olan kavramlardır, sözcükler ulusal olabilir, dahası olmalıdır.
Üyelik görseli
bensay
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 2608
Katılım: 03 Eyl 2007, 14:19
Konum: istanbul
Değerleme: 1110

Ynt: Özleştirme Denemeleri

İletigönderen Bi50likdaha » 14 Şub 2015, 17:00

Kimi sözcükleri kafanıza göre anlamlandırıp başka sözcük yerine kullanmasanız daha doğru olur bence.
  • -3

Bi50likdaha
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1845
Katılım: 27 May 2013, 19:31
Konum: Ankara
Değerleme: 417

Ynt: Özleştirme Denemeleri

İletigönderen Oktay D. » 14 Şub 2015, 17:27

Her şeyden önce, eleştirirken yıkıcı değil, yapıcı olalım.

Adam o kadar uğraşmış, yüzlerce sözcüğü kendince karşılamaya çalışmış, ayrıca başlığa "deneme" deyip naif davranmış, biz de eleştirileri bu içtenlikle yapalım ki, katkımız olsun.

Örneğin "şu sözcük bence hiç olmamış, bu sözcüğün anlamlandırması keyfi olmuş, o sözcük yerine şunu kullanabilirdik" gibi yapıcı, doğrudan iyileştirmeye yönelik eleştiriler yapalım.

Önerimdir.
  • 15

Üyelik görseli
Oktay D.
Yönetici
Yönetici
 
İleti: 7839
Katılım: 28 Ağu 2007, 17:52
Konum: İstanbul
Değerleme: 4313

Ynt: Özleştirme Denemeleri

İletigönderen bensay » 15 Şub 2015, 17:21

Bugün özleştirme denemelerinin ilkiyle bağıntılı ikincisini üleşmek istiyorum.

TAPINERKSİZLİK LAİKLİK
A. TAPIN ÖZGÜRLÜĞÜ
Tapınerksizliğin birinci alnacı cephesi tapın özgürlüğüdür. Bir yurttayın tapınerksiz olabilmesi için, o yurttayda tapın özgürlüğünün tanınmış dahası güvence altına alınmış olması gerekir. Tapın özgürlüğü de kendi içinde “inanç özgürlüğü” ile “tapınma ibadet özgürlüğü” olarak ikiye ayrılır.

1. İnanç Özgürlüğü
İnanç özgürlüğü, kişinin istediği tapını seçebileceği anlamına gelir. Nitekim bir tapını seçmekte özgür olan kişi, belli bir tapını seçmeme özüncüne hakkına de iyedir. Bir yurttayın tapınerksiz olabilmesi için, o yurttayda inanç özgürlüğü tanınmış olmalıdır…

Tapınsal inanç ile duyunç vicdan özgürlüğü bakımından kişinin tapınsal inançlarının gerçekten de bir “tapın” oluşturup oluşturmadığı incelenemez. Göksel Semavi tapınlarda inananların inanç özgürlüğü nite nasıl anayasanın koruması altında ise göksel olmayan tapınlara inananların inanç özgürlükleri de öyle anayasanın koruması altındadır...

Nitekim inanç özgürlüğü bakımından bir tapın içinde tapınçığırlar mezhepler ile tapınyollar tarikatlar bakımından ayrım yapılamaz. Kişi denkgele bir tapına inanabileceği gibi, inandığı tapının içinde denkgele bir tapınçığır yanı beri denkgele bir tapınyolu da seçebilir. Sonuçta değme kişinin kendine göre bir tapın anlayışı olabilir. Tapınerksiz yurttay, kişinin anladığı anlamda tapının gerçekten bir “tapın” oluşturup oluşturmadığını veya oluşturuyorsa hangi tapını oluşturduğunu araştıramaz…

2. Tapınma Özgürlüğü
Tapın özgürlüğünün ikinci yönünü “tapınma özgürlüğü” oluşturur. Tapınma en geniş anlamda bir tapının gereklerini yerine getirmek demektir. Öyleyse tapınma özgürlüğü, kişinin inandığı tapının gereklerini, özellikle törenlerini erkince serbestçe yerine getirebilmesi demektir. Bir yurttayın tapınerksiz olabilmesi için, o yurttayda tapınma özgürlüğünün de tanınmış olması gerekir.

B. TAPIN İLE YURTTAY İŞLERİNİN AYRILIĞI
Tapınerksizliğin ikinci alnacı tapın ile yurttay işlerinin ayrılığıdır. Bir yurttayda, tapın ile yurttay işlerinin birbirinden ayrılmış olduğunu söyleyebilmek için aşağıdaki koşulların yerine getirilmesi gerekir.

1. Devletin Yasal Bir Tapını Olmamalıdır
Tapın kurallarının ilgilisi gerçek kişilerdir. Akyazık Sevap ile karayazık günah ancak gerçek kişiler katında işlenebilir.Uçmağ Cennet ile tamu cehennem da ancak gerçek kişiler için söz konusudur. Öyleyse bir tüzel kişi olan yurttayın doğaldır ki bu anlamda bir tapınının olması düşünülemez. Ancak buna karşın, geçmişdizinsel tarihsel olarak birçok anayasa, yurttay-tapın ilişkileri konusunda düzenleme getirmektedir. Bir anayasa şu dört olasılık kapsamında tapın-yurttay ilişkilerini düzenleyebilir:
a) Birinci Olasılık: Yasal Resmi Tapın.- Anayasa açıkça yurttayın yasal bir tapınının olduğunu belirtebilir. Anayasada açıkça bir yurttay tapınından söz edildiğine göre bu tür anayasaları tapınerksizcil laik, laiklik niteliğini içeren saymak olanaklı değildir. Bu anayasada, yasal yurttay tapını dışında kalan başkaca tapınlar bakımından tapın ile inanç özgürlüğü tanınmış dahası güvence altına alınmış olsa bile, böyle bir anayasa tapınerksizcil sayılamaz. Niyecesi Çünkü , böyle bir yurttayda tapın-yurttay işlerinin birbirinden ayrı olduğu söylenemez…
b) İkinci Olasılık: “Egemen Tapın ”.- Yurttaylığın yasal bir tapınının olduğunu açıkça belirtmemekle birlikte, anayasa tapınlardan birine üstünlük tanımış olabilir. Nitekim anayasada, belirli bir tapının, olmadı tapınçığırın adından söz edilir; Tanrının varlığına göndermede bulunulur azı veya, ya da yurttay başkanları azı saylavların [acikla=yemin]ant[/acikla] yordamlarında tapınsal simgeler kullanılır. Böyle bir anayasayı da tapınerksizcil olarak görmek olanaklı değildir. Kuşkusuz böyle bir yurttayda da öbür tapınlar bakımından inanç ile tapınma özgürlüğü tanınmış olabilir. Buna karşın, bu yurttayda tapın-yurttay işleri birbirinden ayrı olmadığı için, bu yurttayın tapınerksizcil olduğu söylenemez…
c) Üçüncü Olasılık: Düzenleme İçermeme.- Anayasa yurttayın tapını konusunda belli bir düzenleme içermez. Böyle bir anayasada ne “yurttay tapını”, ne de “tapınerksizlik” ilkesi yer alır. Kanımızca, tapınerksizlik ilkesi açıkça benimsenmese bile böyle bir anayasa, öbür koşulları taşıyorsa tapınerksizcil olarak görülebilir…
d) Dördüncü Olasılık: Tapınerksizlik.- Son olarak bir anayasa açıkça yurttay-tapın ilişkileri konusunda “tapınerksizlik” ilkesini benimseyebilir. Böyle bir yurttayda yasal bir yurttay tapını da yoktur. Öbür koşulları taşımak koşuluyla böyle bir yurttayı tapınerksiz olarak görmek gerekir…

2. Yurttay Bütün Tapınlar Karşısında Yansız Olmalıdır
Bir yurttayın tapınerksiz olabilmesi için, o yurttayın bütün tapınlar karşısında yansız olması, bu tapınlardan birini korumaması azı bu tapınlardan kimileri üzerinde baskı uygulamaması gerekir. Kuşkusuz ki, toplumda birçok tapın olabilir. Toplumsal olarak bu tapınlardan biri öbürlerine göre daha yaygın olabilir. Ancak yurttay, yaygın olan tapına üstünlük tanıyamaz. Dolayısıyla yurttay, belirli bir tapının toplumda benimsenmesi, o tapının kurallarının toplumda öğrenilmesi için etkenlikte bulunamaz. Bunun doğal sonucu olarak, yurttay yurttaşlarına belirli bir tapının eğitim ile öğrenimini yükümsel mecburi/zorunlu kılamaz…

3. Devlet Bütün Tapın Üyelerine Eşit Davranmalıdır
Tapınerksizliğin gereklerinden biri de, yurttayın bütün tapın üyelerine eşit davranmasıdır. Bu ilke dayanağını ayrıca Anayasanın “yasa önünde eşitlik” ilkesini düzenleyen 10’uncu özdeğinden maddesinden de almaktadır…

4. Tapın Kurumları ile Yurttay Kurumları Birbirinden Ayrı Olmalıdır
Tapınerksiz bir yurttayda tapın kurumları ile yurttay kurumları birbirinden ayrı olmalıdır…
Ne var ki Türkiye’de tapınerksizliğin bu gereğine, Tapın İşleri Başkanlığı nedeniyle uyulduğu söylenemez… Tapın İşleri Başkanlığı örgütü Başbakanlığa bağlıdır. Türkiye’de tapın işgörümleri bir kamu işgörümü olarak benimsenmiş dahası bu işgörümün yürütülmesi görevi Tapın İşleri Başkanlığına verilmiştir…

5. Tüze Hukuk Kuralları Tapın Kurallarına Uymak Yükümlülüğünde Zorunda Olmamalıdır
Tapınerksiz bir yurtayda tüze kurallarının kaynağı kişioğlusal istençtir beşeri irade . Tapınerksiz bir düzende, tüze kurallarını koyan kişioğlusal istencin tapın kurallarına uymak öngerekiminde zorunda olmaması gerekir. Ola ki, bir yurttayda tüze kurallarının tapın kurallarına uyma yükümlülüğü varsa, o yurttay tapınerksiz bir yurttay değildir…

TAPINERKSİZLİK KONUSUNDA DEĞERLENDİRMELER

1. Yeryüzü Yurttayları Anayasalarında Tapınerksizlik İlkesi…

a) Birinci Öbek: Tapın-Yurttay İşlerinin Ayrılığını Belirten Ülkeler.- Kimi yurttaylar tapınerksizcil olduklarını açıkça belirtmemekle birlikte tapın ile yurttay işlerinin birbirinden ayrı olduğunu anayasalarında belirtmişlerdir…

b) İkinci Öbek: Yurttayın Belli Bir Tapını azı Kiliseyi Gözetmediğini Belirten Ülkeler.- Başkaca kimi yurttaylar da tapınerksizcil olduklarını açıkça belirtmemekle birlikte, yurttayın bir tapını olmadığını, yurttayın belirli bir tapını azı kiliseyi gözetmediğini açıkça belirtmektedirler…

c) Üçüncü Öbek: Tapınerksizlik İlkesini Benimseyenler…

d) Tapınerksiz Olmayan Yurttaylar .- Yukarıda a, b c öbeklerine girmeyen bütün ülkeler tapınerkildir teokratik . Bunların bir bölümünde belli bir tapın açıkça yasal bir tapın olarak benimsenmiştir. Başkaca bir bölümünde ise yurttay belli bir tapını azı tapınçığırı azı kiliseyi tanımakta onu gözetmektedir. Nitekim bu ülkelerde kimi tüzel düzenlemeler ile törenler (yurttay başkanının andı ib.) tapınsal niteliktedir. Kuşkusuz böyle yurttaylarda da tapın ile inanç özgürlüğü tanınmış dahası güvence altına alınmış olabilir. Ancak bu durum bu yurttayların tapınerksiz oldukları anlamına gelmez. Nitekim tapın ile inanç özgürlüğünün tanınmış olması, tapınerksizliğin gerekli, ne ki yeterli olmayan bir koşuludur. Öyleyse çıkan sonuç o dur ki, yeryüzü ülkelerinin çoğunluğu tapınerksiz değildirler. Tapınerksizlik yeryüzünde kural değil, ayrıksılıktır.

Yukarıda yer yer kısaltılarak özleştirilen yazının özgün sözeltisi aşağıdadır:

LAİKLİK
A. DİN HÜRRİYETİ
Laikliğin birinci cephesi din hürriyetidir. Bir devletin laik olabilmesi için, o devlette din hürriyetinin tanınmış ve güvence altına alınmış olması gerekir. Din hürriyeti de kendi içinde “inanç hürriyeti” ve “ibadet hürriyeti” olarak ikiye ayrılır.
1. İnanç Hürriyeti
İnanç hürriyeti , kişinin istediği dini seçebileceği anlamına gelir. Keza bir dini seçmekte hür olan kişi, herhangi bir dini seçmeme hakkına da sahiptir. Bir devletin lâik olabilmesi için, o devlette inanç hürriyeti tanınmış olmalıdır…

Dinî inanç ve vicdan özgürlüğü bakımından kişinin dinî inançlarının bir gerçekten de bir “din” oluşturup oluşturmadığı incelenemez. Semavî dinlere inananların inanç hürriyeti nasıl Anayasanın koruması altında ise semavî olmayan dinlere inananların inanç hürriyetleri de öyle Anayasanın koruması altındadır…

Keza inanç hürriyeti bakımından bir din içinde mezhepler ve tarikatlar bakımından ayrım yapılamaz. Kişi herhangi bir dine inanabileceği gibi, inandığı dinin içinde herhangi bir mezhebi veya herhangi bir tarikatı da seçebilir. Nihayette herkesin kendine göre bir din anlayışı olabilir. Lâik devlet, kişinin anladığı anlamda dinin gerçekten bir “din” oluşturup oluşturmadığını veya oluşturuyorsa hangi dini oluşturduğunu araştıramaz.
2. İbadet Hürriyeti
Din hürriyetinin ikinci veçhesini “ibadet hürriyeti” oluşturur. İbadet en geniş anlamda bir dinin gereklerini yerine getirmek demektir. O halde ibadet hürriyeti, kişinin inandığı dinin gereklerini, özellikle ayin ve törenlerini serbestçe yerine getirebilmesi demektir. Bir devletin lâik olabilmesi için, o devlette ibadet hürriyetinin de tanınmış olması gerekir…
B. DİN VE DEVLET İŞLERİNİN AYRILIĞI
Laikliğin ikinci cephesi din ve devlet işlerinin ayrılığı dır. Bir devlette, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmış olduğunu söyleyebilmek için aşağıdaki şartların yerine getirilmesi gerekir.
1. Devletin Resmî Bir Dini Olmamalıdır
Din kurallarının muhatabı gerçek kişilerdir. Sevap ve günah ancak gerçek kişiler tarafından işlenebilir. Cennet ve cehennem de ancak gerçek kişiler için sözkonusudur. O halde bir tüzel kişi olan devletin zaten bu anlamda bir dininin olması düşünülemez. Ancak buna rağmen, tarihsel olarak birçok anayasa, devlet-din ilişkileri konusunda hüküm getirmektedir. Bir anayasa şu dört ihtimal dahilinde din-devlet ilişkilerini düzenleyebilir:
a) Birinci İhtimal: Resmî Din .- Anayasa açıkça devletin resmî bir dininin olduğunu belirtebilir. Anayasada açıkça bir devlet dininden bahsedildiğine göre bu tür anayasaları lâik saymak mümkün değildir. Bu anayasada, resmî devlet dini dışında kalan diğer dinler bakımından din ve inanç hürriyeti tanınmış ve güvence altına alınmış olsa bile, böyle bir anayasa lâik sayılamaz. Çünkü, böyle bir devlette din-devlet işlerinin birbirinden ayrı olduğu söylenemez…
b) İkinci ihtimal: “Hâkim Din ”.- Devletin resmî bir dininin olduğunu açıkça belirtmemekle birlikte, anayasa dinlerden birine üstünlük tanımış olabilir. Keza anayasada, belirli bir dinin veya mezhebin ismi zikredilir; Tanrının varlığına atıfta bulunulur veya devlet başkanları veya milletvekillerinin yemin usûllerinde dinsel formüller kullanılır. Böyle bir anayasayı da lâik olarak kabul etmek mümkün değildir. Şüphesiz böyle bir devlette de diğer dinler bakımından inanç ve ibadet hürriyeti tanınmış olabilir. Buna rağmen, bu devlette din-devlet işlerinin birbirinden ayrı olmadığı için, bu devletin lâik olduğu söylenemez…
c) Üçüncü ihtimal: Hüküm İçermeme.- Anayasa devletin dini konusunda hiçbir hüküm içermez. Böyle bir anayasada ne “devlet dini”, ne de “lâiklik” ilkesi yer alır. Kanımızca, lâiklik ilkesi açıkça kabul edilmese bile böyle bir anayasa, diğer şartları taşıyorsa lâik olarak kabul edilebilir…
d) Dördüncü İhtimal: Lâiklik.- Nihayet bir anayasa açıkça devlet-din ilişkileri konusunda “lâiklik” ilkesini kabul edebilir. Böyle bir devlette resmî bir devlet dini de yoktur. Diğer şartları taşımak kaydıyla böyle bir devleti lâik olarak kabul etmek gerekir…
2. Devlet Bütün Dinler Karşısında Tarafsız Olmalıdır
Bir devletin lâik olabilmesi için, o devletin bütün dinler karşısında tarafsız olması, bu dinlerden birini himaye etmemesi veya bu dinlerden bazıları üzerinde baskı uygulamaması gerekir. Şüphesiz ki, toplumda birçok din olabilir. Toplumsal olarak bu dinlerden biri diğerlerine nazaran daha yaygın olabilir. Ancak devlet, yaygın olan dine üstünlük tanıyamaz. Dolayısıyla devlet, belirli bir dinin toplumda benimsenmesi, o dinin kurallarının toplumda öğrenilmesi için faaliyette bulunamaz. Bunun doğal sonucu olarak, devlet vatandaşlarına belirli bir dinin eğitim ve öğrenimini zorunlu kılamaz…
3. Devlet Bütün Din Mensuplarına Eşit Davranmalıdır
Lâikliğin gereklerinden biri de, devletin bütün din mensuplarına eşit davranmasıdır. Bu ilke temelini ayrıca Anayasanın “kanun önünde eşitlik” ilkesini düzenleyen 10’uncu maddesinden de almaktadır:
4. Din Kurumları ile Devlet Kurumları Birbirinden Ayrı Olmalıdır
Lâik bir devlette din kurumları ile devlet kurumları birbirinden ayrı olmalıdır…
Ne var ki Türkiye’de lâikliğin bu gereğine, Diyanet İşleri Başkanlığı sebebiyle uyulduğu söylenemez…Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatı Başbakanlığa bağlıdır. Türkiye’de din hizmetleri bir kamu hizmeti olarak kabul edilmiş ve bu hizmetin yürütülmesi görevi Diyanet İşleri Başkanlığına verilmiştir…
5. Hukuk Kuralları Din Kurallarına Uymak Zorunda Olmamalıdır
Lâik bir devlette hukuk kurallarının kaynağı beşerî iradedir. Lâik bir sistemde, hukuk kurallarını koyan beşerî iradenin din kurallarına uymak zorunda olmaması gerekir. Eğer bir devlette hukuk kurallarının din kurallarına uyma zorunluluğu varsa, o devlet lâik bir devlet değildir…
LÂİKLİK KONUSUNDA DEĞERLENDİRMELER
1. Dünya Devletleri Anayasalarında Lâiklik İlkesi…
a) Birinci Grup: Din-Devlet İşlerinin Ayrılığını Belirten Ülkeler.- Bazı devletler lâik olduklarını açıkça belirtmemekle birlikte din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı olduğunu anayasalarında belirtmişlerdir…
b) İkinci Grup: Devletin Belli Bir Dini veya Kiliseyi Himaye Etmediğini Belirten Ülkeler.- Diğer bazı devletler de lâik olduklarını açıkça belirtmemekle birlikte, devletin bir dininin olmadığını, devletin belirli bir dini veya kiliseyi himaye etmediğini açıkça belirtmektedirler..
c) Üçüncü Grup: Lâiklik İlkesini Kabul Edenler…
d) Lâik Olmayan Devletler .- Yukarıda a, b c gruplarına girmeyen bütün ülkeler lâik değildir. Bunların bir kısmında belli bir din açıkça resmî bir din olarak kabul edilmiştir. Diğer bir kısmında ise devlet belli bir dini veya mezhebi veya kiliseyi tanımakta onu himaye etmektedir. Keza bu ülkelerde bazı hukukî düzenlemeler ve törenler (devlet başkanının yemini vs.) dinî niteliktedir. Şüphesiz böyle devletlerde de din ve inanç hürriyeti tanınmış ve güvence altına alınmış olabilir. Ancak bu husus bu devletlerin lâik oldukları anlamına gelmez. Zira din ve inanç hürriyetinin tanınmış olması, laikliğin gerekli, ama yeterli olmayan bir şartıdır. O halde çıkan sonuç o dur ki, dünya ülkelerinin çoğunluğu lâik değildirler. Lâiklik yeryüzünde kural değil, istisnadır.
---------------------------------------------------- Kemal Gözler
  • 5

http://www.gelgelturkce.blogcu.com
https://www.facebook.com/OzlestirmeKilavuzu
Evrensel olan kavramlardır, sözcükler ulusal olabilir, dahası olmalıdır.
Üyelik görseli
bensay
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 2608
Katılım: 03 Eyl 2007, 14:19
Konum: istanbul
Değerleme: 1110

Ynt: Özleştirme Denemeleri

İletigönderen Oktay D. » 15 Şub 2015, 19:21

1. yazık sözcüğü zaten "günâh" añlamındadır ve kökü de yāz- "sapmak, günah işlemek, azmak" olduğu için bunuñ ak'ı olan akyazık sözcüğü "sevap" añlamına gelemez bence. Olsa olsa "beyâz yalan" gibi, "zararsız günah" olabilir.
  • 0

Üyelik görseli
Oktay D.
Oktay DOĞANGÜN
Yönetici
Yönetici
 
İleti: 7839
Katılım: 28 Ağu 2007, 17:52
Konum: İstanbul
Değerleme: 4313

Ynt: Özleştirme Denemeleri

İletigönderen Oktay D. » 15 Şub 2015, 19:24

2. yurttay "devlet" sözcüğünü beğenmedim, ek ile katılan añlam çok belirsiz. ülke, devlet añlamına geliyor zâten (bkz: TDK, 2. añlamı).
  • 0

Üyelik görseli
Oktay D.
Oktay DOĞANGÜN
Yönetici
Yönetici
 
İleti: 7839
Katılım: 28 Ağu 2007, 17:52
Konum: İstanbul
Değerleme: 4313

Ynt: Özleştirme Denemeleri

İletigönderen Bi50likdaha » 15 Şub 2015, 20:04

İyi şöyle yazayım o zaman.

Tapın =? Din yalnızca tap- eylemi ile alakalı bir oluşum mu? Tapın ibadiye-ibadet gibi bir anlama gelmez mi ayrıca?

+Tay Türkçe bir ek mi ayrıca verdiği anlam ne? Yanlış olarak alınmış bir yerin yerini belirten bir ek değil mi? Yargıtay yargının yeri, Çalıştay çalışın yeri.
O zaman Yurttay yurdun yeri devlet ne alaka? Pek kullanılmasa da İl devlet demek değil mi?

Orun makam, mevki demek Oruntay nasıl kadro demek oluyor?

Neyse ne ne kadar komik duruyor orada "şey" yerine kullanılabilecek "nen" hadi olmadı "nense" gibi sözcükler var iken. Ayrıca yazıyı da gülünç gösteriyor.

Boysal toplumlarında yerine doğrudan boylarında denilebilir sanki.

İb. sanırım ile benzeri demek burada devam eden daha başka şeylerin geleceğini bildirmesi gerek. Kıtlık ile yağmur ile benzeyen şeyler devam etmiyor. Arta gelen, ile artan gibi bir tabir daha doğru olur.

Özbüyülemsel bu ne lütfen ya. Kendini büyüleyiciliği mi tanımlıyor bu sözcük? Görklü gibi basit ve anlaşılabilecek bir sözcüğü yeğleyebilirsin. Hadi olmadı Gözen de.

Soyerkmen, buradaki +men ne? Soyerk'e benzeyen başka bir sisteme mi ad verdin yoksa İngilizce'den "ayrınmen" "spaydırmen" gibi sözcüklerdeki "men" parçasını mı apardın?

Kentsoylu kent Türkçe mi? Burjuvazi kökenlemesine çevireceksek kent şehir gibi sözcükler kullanmak gerek ama günümüz anlamı kullanımı dahilinde çevireceksen Bayman ya da Beymen çok daha güzel olacaktır.

Hazret huruzuna çıkılan, karşısında durulan saygın kişi anlamında değil mi? Ediz ise ulu, yüce, büyük kişi anlamında yani bu da yanlış. Sayın ya da Saygın olmalı Hazreti karşılığı ayrıca "Muhammed Hazretleri" demek Türkçe bir kalıpmış gibi gelmiyor bana hiç. Burayı karıştırmayayım neyse. Sayın Muhammed, Saygın Muhammed daha doğru olmaz mı?

Yitebir için diyebileceğim bir şey yok. Önerim fikrim de yok ondan.

Sözelti sözcüğünü nasıl türetip anlamlandırdın hiç anlayamadım zaten. Anlamı da sanırım Alelade bir biçinde ağızdan çıkan sözcük kalabalığı mı demek?

En başta dediğimi tekrarlıyorum ve şunu ekliyorum gibi böyle yapacaksanız lütfen hiç yapmayın. Çok kötü olmuş hatta şu anki esas duygumu belirteyim; Rezalet bir yazı olmuş.
  • 7

Bi50likdaha
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1845
Katılım: 27 May 2013, 19:31
Konum: Ankara
Değerleme: 417

Ynt: Özleştirme Denemeleri

İletigönderen bensay » 15 Şub 2015, 21:11

Oktay D. yazdı:1. yazık sözcüğü zaten "günâh" añlamındadır ve kökü de yāz- "sapmak, günah işlemek, azmak" olduğu için bunuñ ak'ı olan akyazık sözcüğü "sevap" añlamına gelemez bence. Olsa olsa "beyâz yalan" gibi, "zararsız günah" olabilir.


Konuya incelikli katkın için öncelikle gönül ödünçlerimi minnettarlıklarımı sunar, sağ ol derim.

Evet, geçmişdizinsel olarak var olagelen yaz-> yazık açısından sana katılıyorum. Ancak, ben "akyazık, karayazık" derken gerçekte şu bağlamda dedim: Tapınsal olarak kişioğlunun bu yeryüzünde yaptıkları ettikleri yazılmaktadır. Günah niteliğini taşıyan yaptıklarına ilişkin yazılanları "karayazık" sevap niteliği taşıyan yaptıklarına ilişkin yazılanları "akyazık" olarak adlandırdım, bildiğimiz yaz- eylemini kullanarak. Kuşkusuz var olagelen yazık sözcüğüyle olan çakışmadan/örtüşmeden de yararlandım, esin kaynağı oldu. Yöntem pek sevimli olmayabilir, benimki bir çıkış yolu arayışı günah ile sevabın karşıtlıklarından yararlanarak. Eski kaynaklarda sevap yerine bir sözcük bulabilmiş olsaydık tüm bunlara gerek de kalmazdı, iyi olurdu. DLT'de Türkçe olmadığı açık olan bir "muyan" sözcüğü geçiyor, Karahanlılar o ilk Kur'an çevirisinde hangi sözcüğü kullanmışlar doğrusu bilsiyorum merak ediyorum .
  • 9

En soñ bensay tarafından 15 Şub 2015, 21:42 tarihinde düzenlendi, toplamda 2 kéz düzenlendi.
http://www.gelgelturkce.blogcu.com
https://www.facebook.com/OzlestirmeKilavuzu
Evrensel olan kavramlardır, sözcükler ulusal olabilir, dahası olmalıdır.
Üyelik görseli
bensay
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 2608
Katılım: 03 Eyl 2007, 14:19
Konum: istanbul
Değerleme: 1110

Ynt: Özleştirme Denemeleri

İletigönderen bensay » 15 Şub 2015, 21:36

Oktay D. yazdı:2. yurttay "devlet" sözcüğünü beğenmedim, ek ile katılan añlam çok belirsiz. ülke, devlet añlamına geliyor zâten (bkz: TDK, 2. añlamı).


Doğrusu eleverineyim itiraf edeyim ki "yurttay" sözcüğünü ben de pek beğenmiyorum. Ancak bu bir tür görücüye çıkarma işi, kimileyin bazen pek beğenirlenmediğin bir sözcük olumlu yansımalar alabildiği gibi kimileyin de çok beğenirlendiğin bir sözcük olumsuz yansımalara neden olabiliyor. İşte bu durum ancak sözcük görücüye çıkınca anlaşılıyor.

Öte yandan, ülke'nin bütünüyle devlet sözcüğünü karşılayabilmesi olanaklı değil, bu nedenle başka bir sözcük kesinlikle bulunmalı. Eskiden bir biçimde il/el sözcükleri kullanılmış ancak günümüzde yeniden kullanılabilmeleri güç geliyor bana, ki zaten ülke sözcüğü de bu il/el'in bir uzantısı.
  • 5

http://www.gelgelturkce.blogcu.com
https://www.facebook.com/OzlestirmeKilavuzu
Evrensel olan kavramlardır, sözcükler ulusal olabilir, dahası olmalıdır.
Üyelik görseli
bensay
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 2608
Katılım: 03 Eyl 2007, 14:19
Konum: istanbul
Değerleme: 1110

İletiThis post was deleted by ulduzéver on 22 Haz 2016, 19:21.

Ynt: Özleştirme Denemeleri

İletigönderen ulduzéver » 22 Haz 2016, 19:28

Bensay dadaş, emekleriniz için size kıvanıyorum teşekkür ediyorum . Olurlarsanız birkaç eleştiri ortaya atayımkim yararlı olmalarını umduğum nesneler:

tamu ilen uçmağ soğdca kökenli.
"Dünya" adlı başlıkta da bu konuda öneri vererek düşüncelerimi diyisunmuşum arzetmişim da yalnızca kendim yeğlemişim :) niçinkim bunadek henüz kimse tartışmak istememiş:

Ornak = dünya
Aşırak = berzah
Yeşerek = cennet
Yandırak, Odlak = cehennem
Varlak, Vardak = âlem

Ona artı bir eleştiri de birleşik sözcük yapmalarınıza sunmalıyım. Niyekim Türkçenin kurallarına uymadıklarını sanıyorum. tapınerk, tapınyollar, tapınçığır, gibi birleşiklerden artıkrak daha fazla açıklamalar verebilirmisiniz?

Birkaç daha öneri:

Acı bakınmak = merak etmek
Bütüm < büt- (inanmak) = din
Tuğralı = resmi
Öteneksel = tarihi
Açademek, belirtedemek = itiraf etmek
Bir de ögeler için "olmazsa olmazlar" başlığında tartışmamız güzelsonuçlu olabilir.
  • 0

ulduzéver
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 650
Katılım: 25 May 2016, 22:14
Konum: Tebriz
Değerleme: 577

Ynt: Özleştirme Denemeleri

İletigönderen bensay » 25 Haz 2016, 01:01

Sayın yerliktaş katkıların için gönül ödünçlerimi (minnettarliklarimi) sunarım. Şu kıpı (an) ABD deyim dönünce bir yapasılığını (fırsatını) bulduğumda eleştiri ile önerilerinizi degerlendirmek üzere, sağlıcakla kalın
  • 0

http://www.gelgelturkce.blogcu.com
https://www.facebook.com/OzlestirmeKilavuzu
Evrensel olan kavramlardır, sözcükler ulusal olabilir, dahası olmalıdır.
Üyelik görseli
bensay
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 2608
Katılım: 03 Eyl 2007, 14:19
Konum: istanbul
Değerleme: 1110

Ynt: Özleştirme Denemeleri

İletigönderen ulduzéver » 25 Haz 2016, 19:08

"+tay" eki Moğolca kökenli.

Addan orun adı yapan +lUk ilen lAk eklerine artı +TAk diye bir ek de dilimizin kurallarıyla uygun olarak kullanılabilir.(tak, tek, dak, dek). yargı > yargıdak gibi. +tay eki işbir hem yad işbir de görksüzdür.

"Kent" soğdca kökenli.
Buna karşılık il, yurt sözcüklerimiz var.

laik anlamca din işlerini devlet işlerine karıştırmayan.
Bu ise bence, bütüm sözcüğünü "din" karşılığı sayarsak, bütümkarmaz/katmaz gibi bir sözcük yapabiliriz.

"Muhammed Edizleri (s.)" yerine "Ediz Muhammed (s.)" de düşünülebilir.

"Soyerkmen"i yanılmazsam "soy erki kişisi" anlamında türetmişsiniz. Bunu ise böyle bir yapıyla ereklenebiliriz:

soyerker > soy + erke- + r = soya azı soyda erk eden kimse anlamında.

oruntay da yad ek taşıyor idiği için yeğlenmeyecek. Bir de "kadro" için işdolandırım azı işyönetim gibi sözcükler daha çağrışımlı olur bence.

Başka öneriler:

Uyat = vicdan
Yazıntı, Betinti, Betim = metin
İlsoylu = burjavazi
Niçinkim, Niyekim = çünkü
Dahi benzeri... (db.). Bir de benzeri... (bdb.) = vb.
Ülkeci, Ülkekorur = devlet
Yönek > yön- (yönelmek) + ek = mezhep
Erenek = tarikat

Başarılarla.
  • 0

ulduzéver
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 650
Katılım: 25 May 2016, 22:14
Konum: Tebriz
Değerleme: 577

Ynt: Özleştirme Denemeleri

İletigönderen birtancazin » 06 Haz 2017, 00:45

Bu konu biraz karışmış
Din için vargı kutluk kudazgı anınç inam, inak.....
Vargı..... Varmak ulaşmak kavuşmak ermek
Kutluk... Baht, kutsallık, yücelik
Kudazgı... Eski kudazmaktan bahtiyar olmak
Anınç... Anımak teslim olmak, anınmak kendini vermek isteyerek teslim olmak
İnam ya da inak ise inanılan....
Laiklik.... Yalnıksıllık... Yani insan olarak, insana özgü insan tarafından anlamıyla dine dayalı değil insani yönden us ve mantıkla davranma....
Laik insan... Yalnıksıl
Laik devlet.... Anınçsızlık evet dinsizlik yani... Laik devlet anlayışı dine dayanmayan yönetim yorumu olduğuna göre açıkça bu adlandırma verilebilir. Din işi devlet işi ayrımı zorlama, laik devlet hiç bir dini üstünleştirmez ve kararları çağdaş gereksinimlere göre alır yargı ve tüzeyi işletir yurttaşları arasında dine göre ayrım yapmaz....
Genel anlamda laisizm yalnıksıllık
  • 0

birtancazin
birtancazin
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 770
Katılım: 19 May 2017, 00:37
Değerleme: 260

Ynt: Özleştirme Denemeleri

İletigönderen birtancazin » 06 Haz 2017, 00:55

Konu içinde ornak dünya karşılığı verilmiş...
Gezegen olarak dünya karşılığı örneği bulunan YERİNDİZ.
Yeryüzü de dünya yüzeyini ve küreselliği çağrıştırır.

Ornak.... Ornatmak yani ikame etmek demek olup buradan ornak ancak ikametgah anlamı verir, mecazen dünya demek istenirse edebiyata girer o iş....

Eski örneklerde orumak ot biçmek ve türevi orak
Orun bu kökten ise güncel kesim bölüm ile yakınsar.

Orun... Rezerve etmek rezerve edilmiş yer anlamı ile güncelleştirilmesi doğal olur.

Mahal, rezeasyon anlamı...
Oruk.. Parsel
Orun.. Rezerve, mahal
Ornak.. Adres, ikametgah
Ornamak... Rezerve etmek
Ornatmak... İkame etmek/ rezerve ettirmek
Organ...taht
  • 0

birtancazin
birtancazin
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 770
Katılım: 19 May 2017, 00:37
Değerleme: 260


Dön Türkü, yır, koşuk, aytış, öykü...

Kimler çevrimiçi

Bu bölümü gezen üyeler: Hiç bir üye yok ve 1 konuk

Reputation System ©'