Yazışmalık

Başka sese beñzemez ananıñ sesi, Her sözcüñ arasañ vardır Türkçesi

Ural Dilleri ve Türk Dilleri ile Olan Bağlantıları Üzerine-1

Dil üzerine yaptığıñız araştırmaları, kişisel çalışmaları içerir.

Ural Dilleri ve Türk Dilleri ile Olan Bağlantıları Üzerine-1

İletigönderen Tarduğ Han » 04 Haz 2020, 17:44

Esenlikler,

Bugün size üzerinde uzun bir süredir hobi olarak çalıştığım, aralıklarla incelemeler yaptığım ve derlediğim araştırmalarımı sunmak istiyorum. Bunlar yanlışlanabilir olduğundan hatalar ya da eksik verdiğim bilgiler olursa affola. Ancak dilbiliminin doğası gereği yanlışlıkların bu zamana dek düzeltilegeldiğini ve öylece en doğruya ulaşıldığını unutmamalıyız.

Öncelikle, bu çalışmayı yalnızca Türk ve Ural dilleri özelinde yaptım. Çünkü artık Türk dilleri bağımsız bir dil grubu olarak sınıflandırılıyor ve Altay dilleri henüz Ural dilleri kadar aralarındaki kuralları düzenli olmayan, dilbilim camiasının genelince kabul görmemiş bir dil ailesi ve destekleyeni (Starostin, Ramstedt, Poppe gibi) kadar karşı çıkanı da (Doerfer, Clauson, Janhunen gibi) var. Büyük ve kararsız bir Altay ailesine nazaran kuralları ve özellikleri net şekilde belli Türk ve Ural dillerinin birbiriyle karşılaştırılması en doğrusu olacaktır.

Kullandığım ana kaynak Starling dedikleri Starostin'in dil ailelerini topladığı sözlüklerin tutulduğu veritabanı oldu. Sanıyorum bunları toplamasının sebebi büyük Nostratik kuramının da savunucularından biri olmasıydı ancak benim gözlemlerime göre öyle ilgisiz sözcükleri birbirine bağlamış ki güvenilir bir kuram olmaktan çıkmış. Ural ve Türk dilleri arasındaki bağlantılı olduğunu düşündüğüm sözcüklerden bahsederken bunlara da değinmeye çalışacağım.

Ayrıca kendisinin Proto-Turkic adı altında oluşturduğu proto-formlar bana oldukça eksik geldi. Oktay beyin etimolojik açıklamalarında sık sık belirttiği üzere Ana Türkçe'de h- ile başlayıp bugün bir çok Türk dilinde hatta Halaçça dışında hepsinde yitmiş bir ön ses var. G. Doerfer'in 80'lerden sonra bunu keşfetmesi bence Türkoloji açısından çok büyük bir önem arz ediyor. Zira benim açımdan, Ural dillerinin Türk dilleriyle bağlantısını kurmamda da bu gelişmenin büyük önemi var. Ancak tabii bu, ilerde belirteceğim bir takım sorunlar/belirsizlikleri de yanında getiriyor.

Ural tarafında da, bugün yenilikçi Uralcılarca da kabul gören, sözcüklerin ilk hecelerinde uzun ünlüler ya da gizli/bilinmeyen bir sessiz (-x-) barındırabileceğini ortaya atmış J. Janhunen'in çalışmalarının da bu sürece katkısını yok sayamam. Ayrıca kendisinin hem Ural hem de Moğol-Altay dilleri üzerinde çalışmış olması ve Moğol-Tunguz dillerinin kendi içinde değerlendirip (Khingan dilleri) Türk dillerini ayrı tutması da ayrıca üzerinde durulması gereken bir nokta. Bkz. Janhunen Juna, Prolegomena to a Comparative Analysis of Mongolic and Tungusic, sf. 216

Konumuza dönersek, Türk ve Ural dillerinin kıyası ilk olarak Ural-Altay dilleri genelinde Fin dilbilimci M. Castren tarafından 1800'lerde başladı. Konu 19. yy'ın ortalarından sonra Macaristan özelinde devam etti. Macar Türkolog A. Vámbéry doğuya yaptığı yolculuklarda Türk dillerinden derlediği sözcükleri kuralsız, gelişigüzel biçimde Macarca sözcüklerle bağdaştırdı. Bu çalışmalarından 2-3 yıl sonra Alman kökenli dilbilimci J. Budenz kendisini ağır şekilde eleştirerek Macarca'nın Türk dillerinden öte Ural dillerine yakın olduğunu iddia etti. Ve o zamanlar için Macarların deyişiyle "Ugor-Török háboru" (Türk-Ugor savaşları) başladı. Kimi dilbilimciler Vámbéry'i savunurken kimi de Budenz'in tarafında yer aldı. Tabii o zamanki Vámbéry'nin yaptığı karşılaştırmalara bakınca çok yanlış ve baştansavma eşleştirmeler yaptığını görebiliyoruz. Doğru eşleştirmeler de var elbet ancak bunların büyük bir bölümü Macarca'ya Türk dillerinden belli dönemlerde geçmiş alıntı sözcükler. Geriye kalan ufak bir bölüm de genetik açıdan tatmin edici ama bu Vámbéry'nin şans eseri doğruyla eşleştirdiği gerçeğini değiştirmiyor. Bilirsiniz bozuk saat bile günde 2 kez doğruyu gösterir. :) Öte yandan Budenz'in itiraz ettiği bazı hususlarda da yanlışlıklar var, örneğin Macarca haj "saç kılı" demektir. Vámbéry bunun bildiğimiz kıl sözcüğü ile aynı kökenden geldiğini savunmuştur ve bu sav bence de doğrudur. (Neden olduğunu ilerde hep birlikte göreceğiz) Budenz ise buna karşı çıkmış, haj ile kıl sözcüklerinin biçimsel olarak uyduğunu söylese de anlamca uygun bulmamıştır, sebebi ise biraz gülünçtür çünkü ona göre haj Macarca'da yalnızca saç kılını ifade ederken Türk dillerindeki kıl saçın dışındaki vücut kıllarını ifade ettiği için semantik nedenlerden bunların genetik bağını reddetmeyi seçmiştir.

Sözün özü, Macarca'nın yaşadığı gelgitli dönemin ardından Vámbéry'nin de ölümüyle Ural dillerine yakın olduğu görüşü hakim gelmiş ve 20.yy'ın ortalarından sonra bu defter doğru ve yanlışlarıyla kapatılmıştır. Bu meselenin ayrıntıları fazladır ancak asıl konumuz bu olmadığı için merakını celbedenleri A. Marcantonio, P. Nummenaho ve M. Salvagni'nin The "Ugric-Turkic battle": A Critical Review çalışmasına yönlendiriyorum.

Neden Macar dilinin yaşadığı bu süreçten bahsettim derseniz, Macarca Fenno-Perm ve Türk dilleri arasında bir köprü görevi görüyor. Çünkü doğrudan Fin dillerini Türk dilleriyle bağdaştırmaya çalışınca sözcükler çok bağlantısız gibi görünebiliyor ancak arka planda aslında ne kadar da yakın olduğunu anlıyorsunuz. Bu işlevi bize Macarca sözcüklerin gerek morfolojik gerekse semantik anlamları veriyor. Tabii bu sadece Macarca meselesi değil, Türk dilleri belli yönlerden tüm Ural dillerinden bir şeyler yansıtıyor.

Gelelim daha teknik konulara. Türk dilleri günümüzde niçin bir kalıba sığdırılamıyor? Altay dilleriyle olan bağına baktığımızda özellikle Moğolca ile baya bir ortak kelime paylaştığını görebiliriz. Ancak hala birçok açıdan Türk dilleri ile Moğolca'nın bile tam bir genetik bağı olduğunu söyleyemiyoruz. Ural dilleriyle olan bağ iddiaları zaten çoktan terkedilmiş. (Birçok şey göz ardı edilerek) Bunun belli başlı sebepleri var ama bence en büyük sebebi Türkçe'nin gerek söz başındaki gerekse de sözcük içindeki sessizlerini yada sessiz gruplarını düzenli biçimde koruyamamış veya tümüyle yitirmiş olmasıdır. Benim bu zamana kadarki süreçte oluşturduğum belli ses kuralları var ancak bunların ne derece doğru olduğunu, daha doğrusu tam eşleşmelerin bunlar olup olmadığından emin olmamam. Çünkü tek dayanağımız Halaçça ve Halaçça bile h- sesi konusunda "bence" istikrarsız bir eğilim gösteriyor. Yani Halaçça sözcüğün başında h- sesi olmasa da Ana Türkçe'de bu olabilir. İleride buna ister istemez ayrıntılarıyla değineceğim.

Eski Türkçe'de baktığımızda birçok ilk ses ya kaybolmuş, ya da y- sesine dönmüş. Ancak çevredeki genetik bağımızın tartışılageldiği dil gruplarına baktığımızda (gerek Ural gerekse Altay) söz başında çok çeşitlilik görüyoruz. Bunlar ń-/*s-/n-/l-/p- ve diğerleri gibi geniş bir yayılım gösteriyor. Bizimse elimizde olanlar sadece y- ve Halaçça'da görülen h- sesi. Hal böyle olunca Türk dillerine ait daha eski bir yazılı belge bulunmadığı sürece bu yaptığımız eşleştirmeler farazi olmaktan öteye geçemeyecek gibi duruyor. (*, normal s- sesini yansıtmıyor)

Şimdi de biraz Ural dillerindeki ihtilaflardan bahsedeyim. Tipolojik özelliklerine girmeye gerek yok, zira hemen hemen Türk dilleri ve diğer Altay dili grubunda sayılan dillerle benzer özelliklere sahip. Bu noktada fonolojik özellikleri yani sesleri üzerinde duracağız. Ünsüz değişimleri genelde Ural dillerinde düzenli ve kurallı bir değişim gösterse de, ünlüler konusunda sorunlar mevcut. Örneğin, Fin dilleri bazı ilk hece -o- seslerinde uzama gösterirken, Samice, Macarca ve diğer birçok Ural dilinde düzensiz uzamalar görülüyor. Dolayısıyla bu, birden çok ve farklı proto-formlar oluşmasına sebebiyet veriyor. Gelenekçi Uralcılar K. Rédei'nin UEW'sine (Uralisches etymologisches Worterbuch/Ural Dilleri Etimolojik Sözlüğü) bağlı kalırken, Sammalahti ve Janhunen gibiler proto-formları yeniden düzenlemişler. Ve çoğu zaman yenilikçilerin biçimleri Türk dilleriyle daha uyumlu bir çizgide gidiyor.

Öte yandan, Helsinki Üniversitesinden P. Kallio, Ural dillerinin kendi içinde görülen bu uzun-kısa çatallaşmasının ilk heceden sonra gelen sesliye göre şekillendiğini söylüyor. Mesela ölmek fiilinin iki formunu Kallio bu biçimde bölüyor:

PU *kola > Samice koalō, Mordovca kulo;
PU *koolê > Fince kuole, Marice kole, Macarca hal, Mansice kāl

*kola formu UEW'de geçerken, *koolê biçimi Kallio'nun çalışmasında bulunuyor. *kaxli6 ise Sammalahti ve Janhunen'in türettiği biçim. Ayrıca Kallio, Janhunen'in -x- (bilinmeyen ses) iddiasına da karşı çıkıyor, çünkü Fin-Ugor dillerinin böyle bir yapıyı gösterdiğine dair kanıt olmadığını ve bu uzunluk kısalık ayrımının Ural dillerinin öncesine dayandığına inanıyor. Yani aralarındaki farkı ifade edersek, Kallio *CVVCƏ, Janhunen ise *CVCCV/*CVxCV biçimlerini asli kabul ediyor. (C=Consonant/Herhangi bir ünsüz harf, V=Vowel/Herhangi bir ünlü harf) Kallio ayrıca Fince'de görülen ikincil -o- sesi uzamasını da bir şeye dayandıramıyor. Ki bu uzamalarında her -o- sesinde olmadığını, bazı sözcüklerde (sporadic) görüldüğünü belirtmek gerek. Daha fazla bilgi edinmek isteyenler için bkz. Kallio Petri, The non-initial-syllable vowel reductions from Proto-Uralic to Proto-Finnic, sf. 164-165 ve Aikio Ante, On Finnic long vowels, Samoyed vowel sequences, and Proto-Uralic *x

Kısacası, Ural dillerinde görülen ilk hecedeki uzunluk konusunda anlaşmazlıklar devam ediyor. Ancak aynı düzensizlik Uralca ve Türkçe arasındaki sözcüklerde de görülüyor, açıklamak gerekirse, Ana Uralca -o- <> Ana Türkçe -ā-/-a/u- ya da Ana Uralca -e- <> Ana Türkçe -ā-/-i- gibi ikircikli bir yapıya bürünüyor. Bazen birinden biri görülürken, bazen Türk dilleri ikisini de yansıtabiliyor.

Ural dillerinde uzunluk-kısalık ayrımının yanı sıra aynı köken için kalınlık-incelik ayrımı da olabiliyor. Örneğin, *lOńć (UEW - kalın formu) ve *läŋśä (Sammalahti'nin türettiği ince formu) "at sineği" gibi. Yine aynı şekilde Uralca'da ilk hecede kalın bir ünlü bulunurken Türkçe karşılığında bu incelebiliyor. (Ana Uralca -o- <> Ana Türkçe -ö- gibi) Aynı zamanda bu ikilikler Türk dillerinde de görülüyor. En akla gelen örneği *yorı- ve *yürü- "yürümek" biçimleri.

Seslilerle ilgili kısımlara da genel anlamda değindiğimize göre sessizlerle ilgili kurallar ve karşılaştırmalara geçebiliriz. O kadar ön h- sesinden bahsettik, onunla başlayalım.

1- [Ana Türkçe h- <> Ana Uralca k-, w-, p-, s-]: Biliyorsunuz ki bu ses Halaçça'da h- biçimiyle bulunup (her zaman değil) Eski Türkçe ve diğer Türk dillerinde kayboluyor. k->h- özelinden bahsedecek olursak, Ural tarafında Macarca'da bu ses h-, Ana Uralca'da k- oluyor. Örneğin,

- Ana Uralca *kota "ev, barınak, çadır" gibi anlamlara geliyor. Aynı kökten türeyen Macarca ház (á=uzun a), Fince kota, Mordovca kudo vs. şeklinde. Eski Türkçe'de ocak ve odunla da kökendaş olan ot "ateş" diye bir sözümüz var. Bu, Ana Türkçe *(h)ōt "ateş" sözünden geliyor. Halaçça sayesinde başta h- sesi olduğunu tespit ettik. Birde bu sözden türeyen *(h)ota-g/*(h)ōta-g "çadır, konut" diye bir formumuz daha var. Böylece hem anlamsal hem de biçimsel olarak tatmin edici bir çift bulduk. Demeli, Ana Uralca *kota <> Ana Türkçe *(h)ota-g/*(h)ōta-g > Türkçe otağ/oda biçimine dönüşüyor. İşin ilginç tarafı, İzmir ağızlarında kodak diye aynı anlamda bir sözümüz bulunuyor. Bu yerel ağızlarda bulunduğu için aslını astarını bilmesek de nihai kökeninin bu olabileceği de göz ardı edilmemeli.

- Ana Uralca *kolme/*kulme "üç" demek. Aynı kökten Macarca *három, Fince kolme, Mordovca kolmo vs. Şimdi bizim "üç" sözünü en temel formu olarak alıyoruz ancak bir de bununla bağlantılı diğer sözcüklere bakalım ve proto-formunu tekrar oluşturalım:

Eski Türkçe ölöŋ "üç dizesi kafiyeli olan şarkı" anlamına geliyor ama nihai anlamının "üç" olduğu belli. Bir de otuz sayımız var, bu, Ana Türkçe *(h)o_tuŕ biçiminde. -tuŕ kısmının ek olduğunu biliyoruz ve bu eki alan bazı durumlarda t sesinin etkisiyle -l- ara sesinin düştüğünü öngörmek yanlış olmaz. Bunun bir örneği Türkçe otur < Ana Türkçe *ol(u)tur. Sonuç olarak, hepsinin ortak noktası "üç" ve şunu diyebiliriz ki, nihai Ana Türkçe *(h)ölŋV/*(h)ölVŋ "üç" gibi bir form teklif edilebilir. Demeli, Ana Uralca *kolme <> Ana Türkçe *(h)ölŋV > Türkçe üç. Ayrıca her ne kadar kökenini bilmesek de Deniz Karakurt'un Aktarma Sözlüğünde (sf. 123) "kulunca/külünce" diye bir ifade geçiyor. Üçüncü kuşak (ana ve atalar) anlamına geliyormuş. Bu sözcüğün de aslı astarı varsa doğru bir türetim yaptığımıza işarettir. Türkçe'deki ç <> l(ç) değişimine gelirsek, bunun örnekleri Türk dillerinde var, örneğin; būč-/bul- "köşe, açı, uç", kūča-/kula- "kucak, kucaklamak" gibi. Ancak şöyle ufak bir sorun var ki ç'li formlarda hep önceki ünlü uzamış bu da varsayımsal "lç" ünsüz grubunda ünlünün l sesini yutup uzayabileceğine delalet ama bunu "üç" sözünde göremiyoruz. Daha doğrusu Halaçça biçimi uzun ancak ilk hecedeki ünlü uzunluğu konusunda daha isabetli diller olan Türkmence ve Yakutça'da öyle değil. (Buna benzer bir yapı için bkz. ülgü/ölçü)

- Ana Uralca *kuŋe "ay" demek. Janhunen ise geleneksel formdan farklı olarak *ki6ji6/*kuŋi6 şekillerinde türetiyor. (j = y sesi) Aynı kökten Macarca hó/hold, Fince kuu, Mordovca kov vs. Bizdeki ay kelimesi ise Ana Türkçe *(h)āńV(k) (Sondaki -k sesi Çuvaşça'dan geliyor: ojъx) şeklinde türetilmiş. Şimdi burada bir ses kuralını daha söylemek gerekir, Ana Türkçe -ńVk <> Ana Uralca -ŋ sesine denk düşüyor. Muhtemelen -ńVk <> -yVngV <> -(y)VŋV gibi bir dönüşüm geçiriyor. Bunu Türk dillerinde köń (göyün- "yanmak") ve köŋül (gönül) ikilisinde de görebiliriz. Sözün özü, Ana Uralca *kuŋe <> Ana Türkçe *(h)āńV(k) > Türkçe ay.

İkinci kısım w->h- özelinde Macarca söz başında v-, Ana Uralca w- olur. (Macarca söz başı v- bazı durumlarda yitebilir.)

- Ana Uralca *weδ3 "öldürmek" demek. Sammalahti ise *wilä şeklinde türetir. Aynı kökten Macarca öl, Udmurtça vij, Mansice äl vs. Türkçemizdeyse ölmek ve öldürmek eylemleri tek bir kökten türer. Ana Türkçe *(h)öl(ü)tür şeklindedir. Eski Türkçe'de var olan -tır/-tir/-tur/-tür ekleri Uralca'da görülmez. Demeli, Ana Uralca *wilä <> Ana Türkçe *(h)öl(ü)-tür > Türkçe öl(dür)-.

- Ana Uralca *we̮re/*wōre "dağ" demek. Sammalahti ise Fin-Ugor dilleri özelinde *woori diye bir türetim yapmış. Aynı kökten Macarca orr "burun", Fince vuori, Hantice wor "dağ silsilesi". Şimdi burada Hantice anlamını kasıtlı olarak ekledim çünkü bizim hörgüç diye bir sözümüz var ve ilginç şekilde h- sesini korumuş yada yitip tekrar parazitik bir türetim oluşmuş. Hörgüçler devenin üstündeki dağ silsileleri gibidir. Ve kökeni Ana Türkçe *(h)ȫr(V) "1. üst, yüksek 2. yükselmek" şeklindedir. Semantik açıdan gayet tatmin edici görünüyor. Biçimleri de uygun olduğuna göre, Ana Uralca *wōre <> Ana Türkçe *(h)ȫr(V) > Türkçe hörgüç.

- Ana Uralca *wiŋe "son" demek. Sammalahti'nin türetimi *wiŋi biçiminde. Aynı kökenden Macarca vég, Fince viime. Türkçemizde var olan sık kullandığımız ön kelimesinin etimolojisine baktığımızda Eski Türkçe öŋ/oŋ'a dek götürebiliyoruz. Ancak sorun şu ki söz başı h- sesini türetemiyoruz. Çünkü Halaçça biçimi şaşırtıcı şekilde (aslında pek değil) Starostin'in veritabanında ej biçiminde geçiyor ve başında h- sesi bulunmuyor. Ancak neden Halaçça biçimlere fazla bel bağlamamak gerektiğini anlatacağım. Öyleyse bunu yok sayarak Ana Türkçe *(h?)öŋ gibi bir türetim yapabiliriz (ki bu çok riskli ve temelsiz olacak çünkü dayandırabileceğim ilişkili bir sözcük ya da yapı yok şimdilik). Peki ya anlamsal nasıl bir bağ var? ön ve son sözcükleri özünde bağlantısız gözükse de böyle bir anlam kayması yaşanmış. Bunun en somut örneği İngilizce end sözcüğü. Bu sırasıyla Eski İngilizce ende "son" < Ana Germence *andijaz < Ana Hint-Avrupaca *h₂entíos "1. ön 2. alın" a kadar götürülebiliyor. Bu açıdan baktığımızda da Uralca son anlamındaki sözcüğün ön sözcüğü ile semantik bağının olmaması için hiçbir sebep yok. Tüm bunları değerlendirirsek, Ana Uralca *wiŋi <> Ana Türkçe *(h?)öŋ > Türkçe ön sonucuna ulaşabiliriz. (??)

Şimdi diyebilirsiniz ki "üç" sözcüğünün Halaçça biçiminde de h- sesi yok diye. İşte bu bakımdan Halaçça benim açımdan güvenilmez bir dildir. Doerfer'in yaptığı çalışmalar büyük bir devrim niteliğinde ancak kendisinin Halaçça'nın omuzlarına fazla yük bindirdiği görüşündeyim. Demeli, Halaçça'ya olduğundan fazla anlam verdi. Evet, Halaçça kimi sözcüklerde arkaik ve farazi kabul edebileceğimiz Ana Türkçe h- sesini yansıtıyordu ama bunu her sözcük için kurallı olarak yapmıyordu. Belki w-<>h- değişiminin son örneği sallantıda, çünkü onu destekleyeceğim başka yapılar yok ancak "üç" için bu söz konusu değil. Peki Halaçça'ya göre hareket etmezsek neye göre ön h- (ya da belki de Janhunen'in Ana Uralca için önerdiği bir bilinmeyen sessiz x-??) sesinin varlığını kanıtlayacak örnekler sunacağız? Bunun değişik yolları var. Öncelikle Halaçça karşılığı olmayan sözcüklerde ikinci bir yola gidiliyor. Bu da hem Ø- hem de y- ile başlayan paralelliklere bakılıyor. Öte yandan Ø- biçimlerinde sözcük de kendi içinde ikircikli bir yapıya bürünüyor. Böylelikle diyebiliyoruz ki bu sözcük de Ana Türkçe'de h- ön sesiyle başlayabilir. Örneğin Yugurca bu konuda göz ardı edilmiş ama bu varsayımsal sesin tespitinde büyük öneme sahip bir dil. Yugurca (bazen yalnızca Yugurca değil Uygurca, Özbekçe gibi Karluk dilleri de yardımcı oluyor) sayesinde öd "safra", iki "iki sayısı" gibi sessiz bir harfle başlamayan ancak aslında varsayımsal h- sesinin olabileceğine dair çıkarımlar yapabiliyoruz. Ural dillerindeki doğru karşılıklar da bunu desteklediğinde üstüne bal kaymak oluyor. öd sözcüğünden ileride bahsedeceğim çünkü Ural tarafını açıklarken bazı kuralları da söylemem gerekir ama "iki"yi hep birlikte inceleyelim.

İki sayısı bu zamana dek en erken Ana? Türkçe *ék(k)i biçimine dek götürülebildi. Halaçça äkki biçiminin de varlığını düşününce bu abes kaçmadı. Ancak iki sayısının onluk sayılarda bir karşılığı var. Bugün yirmi diyoruz. Bunu da *yégirmi gibi bir forma dek türetebiliyoruz. Sözcüğün kökenlemesinde -rmi parçasına dair türlü önermeler var ancak bildiğim kadarıyla hala net bir şey söylenemiyor. (Bence *(h)éwki? > *yégi-r-mi şeklinde irdelenmeli bkz. iki-z < *éki-ŕ sözcüğü, -mi kısmı da altmış, yetmiş sayılarındaki -mı-ĺ/mi-ĺ "on??" ile bağlantılı olabilir) Geriye "yégi" gibi bir parçacık kalıyor. Bunun éki/ékki ile bağlantısız olmaması komik olurdu. E, yukarıda bahsettiğimiz gibi hem Ø-'li hem de y-'li paraleli var. Bu durumda bizim bunu *(h)ékki gibi bir forma bürümemiz olanaksız değil. Ayrıca Altay dilleri kuramına göre bu sayının kökeni *p`i̯òk`e diye varsayımsal bir forma dayandırılıyor. Benim bildiğim Ana Altayca p-, Halaçça ve Ana Türkçe h- sesinin varlığına işaret değil midir? Ama Halaçça formunda h- sesi bulunmuyor. Öyleyse bu türetimler yanlış bir varsayımdan öteye geçmeyecek midir?

Bir de Ural tarafına bakalım. Ana Uralca *käktä "iki" demektir. Sammalahti *kektä/*kakta gibi türetimler sunarken Janhunen de *ke/äktä biçimi ile geleneksel formu destekler. Aynı kökten Fince kaksi, Mordovca kavto, Udmurtça ki̮k, Macarca két/kettő (varlık/nitelik, Ana Türkçe'de de sayılarda benzer bir ayrışma vardır. bkz. Çuvaşça ulta/ultta || Macarca h- sesiyle başlaması gerekirdi, burada bir istisna yaratmış, aynı yaramazlığı yedi sayısında da yapıyor :)) Eğer biz Ana Türkçe *(h)ékki gibi bir kurgu yaparsak, Ana Uralca *käktä ile birebir örtüştüğünü görebiliriz. İç sessiz öbeğindeki k-t değişimi ise sadece tipik bir benzeşmezlik (progressive dissimilation) örneği. Temelleri birbirine sıkı sıkıya bağlı Hint-Avrupa dillerinde bu tür değişimler çoğu zaman görülür.

Yukarıda bahsetmeyi unuttum, iki sayısının Yugurca formu šigɨ biçimindedir. Baştaki š- sesi de varsayımsal h- (iç seslerde -y-!) sesinin varlığını destekler nitelikte. Uçarı bir Oğuz grubu üyesi olan Salarca'da da (muhtemelen) göçüşmüş (metathesis) formu olan išky "iki" bulunuyor. (Başka bir olasılık da k>š dönüşümü) Tüm bu elimizdekileri bir araya topladığımızda Halaçça formunun yanıltıcı olduğunu düşünüyorum. İşte ilk paragraflarda belirttiğim hususlar ve çekincelerimin en büyük nedeni budur. O nedenle Halaçça bize yol gösterirse ne ala, göstermezse h- sesinin varlığına dair alternatif yollar aramayı sürdüreceğiz.

Dikkatimi çeken bir başka noktaysa Türkçe'de yaşanan Ø(h)-/k- paralelliği. bkz. oda/kodak, üç/kulun/külün, ölç/kulaç/kucak, acı/kus/kuy gibi. Kimisinin Halaçça biçiminde h- sesi bulunsa da kimisinde de bulunmuyor. oda ve üçü yukarıda açıklamıştım ancak ölç- ile kulaç'ın ya da acı ile kus-/kuy-'un ne bağlantısı var diye sorabilirsiniz. Bunları da bir sonraki yazıda açıklamaya çalışacağım.

Her neyse, tek seferde bitiririm diye düşünmüştüm ama çok uzun uzadıya biraz da ayrıntılı şekilde anlattım. Zamanım oldukça saptadığım diğer denklikleri, ses kurallarına uyan örnekleri, Ural dillerindeki Hint-Avrupa dillerinin erken dönem etkisini ve Türkçe'yi de etkilemiş olan bazı durumları örnekleriyle bölüm bölüm yazılarla aktarmaya çalışacağım.
  • 16

Tarduğ Han
İlgili
İlgili
 
İleti: 9
Katılım: 27 Oca 2019, 02:03
Değerleme: 31

Ynt: Ural Dilleri ve Türk Dilleri ile Olan Bağlantıları Üzer

İletigönderen Oktay D. » 04 Haz 2020, 19:48

Esenlikler Tarduğ Han,

Çalışmañızı ilgiyle okudum ve ilginç buldum elbette. Birçok yönden ele almaya çalışmış ve olabildiğince dışardan bakmaya özen göstermişsiñiz. Kutlarım :) Emeğiñize ve usuñuza sağlık...

Burada temel bazı gözden kaçırmalar olduğu görüşündeyim, ancak tümüyle Ural-Türk savını yañlışlama olarak değil de, daha çok açıklanması gérekli olan veya düzeltilesi şeyleri ortaya çıkarıp varsayımları tekil olarak ve dar kapsamda yañlışlamak... Öñcelikle olayıñ çok odağındaki yérden dalayım :) soñraki bir iletide başka koñuları açımlarım.

Halaçça h- korunması ve öteki Eski Türkçede bunuñ karşılığında Ø-/y- bulunması saptamasını düşünürsek, Ana Türkçe *h- kurgusunuñ daha eski dönemde (ister Altayca ister Ural-Türk dilinde olsun) hangi seslerden gelebileceğini iyi ayırt étmemiz gérekir. Sesbilgisel olarak böyle bir h- sesi,
  • p- > ph- > f- > h-
  • y- > j- > c- > ç- > ş- > s- > h-
  • q- > x- > h-
  • h- > h- (démeli, birincil olması)
üzerinden gelişebilir. Bunlarıñ tümünde soñ aşamada Ø-/y- ikircikliği olanaklı, o yüzden y- usları karıştırmasın.

Altay veya onuñ alt kuramları, Ana Türkçe h- sesiniñ Ana Altayca *p- sesinden geldiğini öñe sürer. Bu durum Eski Japoncadan Çağdaş Japoncaya da görüldüğü için ayrıca tutarlı değerlendirilebiliyor (ancak gérçekte farklı dönemler ve farklı alt öbeklerde görülen ses dönüşümleriniñ kanıt değeri yoktur). Soñuçta Altay kuramlarındaki denklikler, ilk seçenek dışında çalışmıyor. Ancak burada eğer Altay Kuramı değil de yalñızca Türkçe özelinde bakarsak soñraki 2 seçeneği eleyen birkaç durum var (soñ seçeneği ayrıca tartışacağım).

İlk seçeneğe bakarsak, Türkçede öñ seste hiç *p- olmaması ancak ara seste *-p- olması, olası bir öñses *p- niñ özünde h-'ye dönüşmesiyle açıklanmış oluyor. Bu yüzden bu seçenek oldukça tutarlı ve ek hiçbir varsayıma géreksinim duymuyor.

Öte yandan ikinci seçenekte, *y-'den gelme durumu ne yazık ki Türkçe öñ seste (belki öteki seslerden daha bol olarak) sürekli y- olması durumuyla çelişiyor, onlarıñ neden h- ye dönüşmediğini açıklamak çok güç (ek varsayımlar gérektirir). Örneğin Altay Kuramları, bu kadar bol y- bulunmasını, onlarıñ *c-, *n-, *ny- ve *d- seslerinden gelmesiyle açıklıyor, bu yüzden de oldukça tasarruflu bir kuram oluyor bu açıdan.

Üçüncü seçenek olarak *x- sesiniñ olup da ince/kalıñ çatallaşması yapmamış olması, üçüncü seçeneği olanak dışında bırakıyor (dikkat édiñ, Ana Türkçe /k/, ince/kalıñ sözcüklerde çatallaşıp k/q olmuştur). *k- > *x- olup ondan soñra h- olması ise yine y-'deki gibi bir duruma takılıyor, çünkü Türkçede sözcükleriñ çoğu k- ile başlar, oysa *k- > h- olması için korunan k-'leriñ az olması beklenir (öteki seslerden çok olması değil). Elbette kalan k-'leriñ başka seslerden geldiğini savunmak zaten Occam'ıñ usturasına takılıyor.

Elbette bu seçenekleriñ tümünü -atıyorum- 10 yéñi ses dönüşümü varsayımı öñe sürerek kurtarmak olanaklı, ancak bu durumda da Occam'ıñ usturası géreği değersiz ve hiçbir şeyi yañlışlanabilir düzlemde açıklayamayan bir kuram elde éderiz (hiçbir öñgörü de yapayız).

Soñ seçeneğe gelirsek, özünde ilkinden soñraki tek sağlam seçenek bu diyebilirim. Çünkü Türkçe *h- birincil bir ses ise bu durumda ara seste -h- niñ neden olmadığı açıklanabilir: düz uzun ünlüleriñ özünde -AhV- > -AA- biçiminde, yuvarlak uzun ünlüleriñ ise -VbV- > -VV- biçiminde büzüşerek oluştuğunu öñe süren dilciler zaten var (A=a,e, V=ünlü). Örneğin günümüzde de Oğuzca yabız (kötü) > yōz (kötü) olduğunu biliyoruz. Bunuñ hepsi olmasa da birkaç Ana Türkçe sözcükte de olması söz koñusu: Moğolca nibür = Türkçe yǖz gibi. Ancak düz uzun ünlülerde ara seste -b- olması sesbilgisel olarak olanaklı olmadığı için bunları başka bir sesle açıklamak gérekir. Büzüşmeyi savunan dilciler, bu sesiñ -y- olduğunu düşünüyor: *tayag > tāg (dağ) gibi. Ancak burada iki ünlü arasında -y- sesleriniñ az da olsa Ana Türkçede kurgulanabiliyor olması, büzüşmeyi güç duruma sokmuş oluyor (ayrıca Halaççadaki vurgulu uzun ünlüleriñ bulgulanması, dosyayı kapatmıştır).

Kısacası -h- birincil değilse *p- den geliyor olmalı. Bu da yukarıdaki gibi bir Ural-Türk dil kuramında U. *k- = T. *h- denkliğini yañlışlıyor.

Bu arada bu tür kuramlarıñ ses dönüşümleri koñusunda aşırı kurallı olması gérekiyor. Türk Dil Kuramı, Hint-Avrupa Dil Kuramı veya Ural Kuramı kendi içlerinde aşırı kurallı olduğu için bu kadar sağlam. Moğol-Türk birleşiminde böyle bir kurallılık söz koñusu değil. Ancak bunuñ nedeni, göçebe olan bu topluluklarıñ katman katman birbirleriyle karışıp karma diller (pidgeon) oluşturması da olabilir. Örneğin bir sözcüğüñ bir yanda r'li biçimi Moğolcaya geçmişken, daha soñraki dönemde -z'li biçimi geçebiliyor. Bu kayıtlı dönemde takip édilebilir ancak bundan 2000-5000 yıl arası dönemde bu tür alış vérişleriñ 20 kéz olması durumunda izlenemez olur. Bu da, alıntı ile denktaş sözcükleri birbirinden ayırt édememize, bu yüzden de ses dönüşümlerini görememize neden olur.

Örneğin Halaççadaki kimi sözcükler Oğuzcadan alıntı olduğu için h- ve uzun ünlü koñusunda dikkatli kurgu yapmak gérekir. Çuvaşçada da Tatarca alıntı sözcükler, durumu karıştırabiliyor. Elbette bunlar tek katman olduğu için (Halaçlar Oğuzlarla 11.yy'da étkileşmiş, Tatarlar Çuvaşlarla 13.yy'da çalkalanmış) ayırt étmesi çok güç değil.
  • 11

Üyelik görseli
Oktay D.
Yönetici
Yönetici
 
İleti: 8557
Katılım: 28 Ağu 2007, 17:52
Konum: İstanbul
Değerleme: 6039

Ynt: Ural Dilleri ve Türk Dilleri ile Olan Bağlantıları Üzer

İletigönderen Tarduğ Han » 04 Haz 2020, 22:08

İlginize teşekkür ederim. Sizin iletilerinizden de birçok değerli bilgi öğrendiğimi belirtmek isterim ve hala da öğrenmeye devam ediyorum. :)

Şimdi öncelikle doğru anlayıp anlamadığımı hem size teyit ettirmek isterim hem de kimi konularda sorularım olacak.

Anladığım kadarıyla Ana Türkçe h- sesi dilbilimsel açıdan olanaklı 4 farklı sesten gelebilir, bunlar p-/y-/q- ve asli h- sesi. Ancak h- sesinin birincil olmadığı durumlarda ya h- ya da p- sesinden gelmesi beklenir değil mi? Demeli, şu yukarıda değerlendiğim sözcükler arasından yalnızca "iki" ve "üç" rafa kalkıyor. Öteki türlü Halaçça'da h- olduğu durumda zaten Ana Türkçe'de de h- kesinlikle var diyebiliyoruz. Zira Ana Uralca k- > Macarca h- sesine dönüşebiliyor.

Şunu da belirtmek isterim ki bulgularıma göre, Türk dilleri ön seslerde genellikle Macarca'yı takip ediyor. Örneğin, Ana Uralca k-, Macarca h-, Ana Türkçe ve Halaçça h- ya da Ana Uralca s-, Macarca Ø-, Ana Türkçe h-/y- (Macarca s- ise Ana Türkçe de s-) gibi. Bunların hepsi bize alıntı olduğunu mu anlatır yoksa Türk dilleri Ural dillerinin bir alt kolu olabilir mi?

İlk hecedeki ünlü uzamaları ise Türk dillerinde -y-/-l-/-ń-/-ŋ-/-d- yitiminden ileri geliyor. Bunlara da birer örnek vereyim:

Ana Uralca *pojka "erkek çocuğu" <> Ana Türkçe *būka "boğa, genç erkek hayvan"
Ana Uralca *tulka "tüy" <> Ana Türkçe *tǖk "aa."
Ana Uralca *ońća "ön, son, uç" <> Ana Türkçe *ūç "son, uç"
Ana Uralca *ji6ŋsi6 "yay" <> Ana Türkçe *yā(y) "aa."

Bir de Türkçe içerisinde -b- sesini yitirip de uzamamış bir örneğe rastladım. *yubut- "yutmak" eylemi. Burada b sesinin büzüşüp -u- sesini uzatması gerekmez miydi? Türkmence yubut- biçimi olmasaydı, bunun ilk halini de yine "yut-" biçiminde türetecektik. Bunun gibi Eski Türkçe'de erimiş, kendini belli etmeyen yumuşak ünsüz yitimleri var mıdır?

Ana Uralca'da bir çok ön sesin (w-/ń-/n-/s-/l-) de Ana Türkçe'de karşılığı y- oluyor ne yazık ki. Bu nedenle tam doğru olup olmadıklarına emin olamıyorum. Ancak sağlam olarak gördüğüm bir çok denklik var ve bunları paylaşmak isterim. O nedenle tümüyle Türk-Ural dillerinin ilişkisiz olduğunu kesinlikle söylemekten yana değilim.

Türkçe ile Uralca'nın alıntı mı yoksa genetik bağlantılı mı olduğuna dair araştırmalar da yaptım. Uralca özellikle erken dönemde Hint-Avrupa dillerinden çok etkilenmiş ama birkaç tane farklılık göze çarpıyor. Bu alıntılar genelde yine Macarca üzerinden kendini belli ediyor. Örneğin, Macarca sz-, Türkçe'de kesinlikle s- ya da ç-'ye karşılık geliyor. Bunun istisnasını hatırlamıyorum ama y- olmuyor. Bu nedenle Ana Türkçe yél > Macarca szél olduğunda bunların genetik değil alıntı sonucu olduğu anlaşılıyor. Öte yandan hem Türkçe'nin hem de Uralca'nın özellikle İrani dillerden almış oldukları var. En göze çarpan örneği *ora "tığ" Türkçe karşılığı ise *(h)ārɨ "arı". Uralca sözcüğün Ana İranca aynı anlamda *Hā́raH 'dan geldiği düşünülüyor. Bu durumda Türk dilleri mi İrani dillere bu sözcüğü ödünçlemiş yoksa tersi mi bilemiyorum ancak böyle bir etkileşimin yaşandığı açık.

Sizin mesela "ok" un nasıl *hok dan geldiğini açıkladığınız köşe yazınızı okumuştum. Orada Halaçça yokkar'ın bir alıntı olabileceğinden bahsetmiştiniz. Bu konuda Halaçça sözcüğün alıntı olma olasılığını da göz ardı etmemek gerekiyor anlaşılan.
  • 6

Tarduğ Han
İlgili
İlgili
 
İleti: 9
Katılım: 27 Oca 2019, 02:03
Değerleme: 31

Ynt: Ural Dilleri ve Türk Dilleri ile Olan Bağlantıları Üzer

İletigönderen Oktay D. » 05 Haz 2020, 00:01

Tarduğ Han yazdı:Anladığım kadarıyla Ana Türkçe h- sesi dilbilimsel açıdan olanaklı 4 farklı sesten gelebilir, bunlar p-/y-/q- ve asli h- sesi. Ancak h- sesinin birincil olmadığı durumlarda ya h- ya da p- sesinden gelmesi beklenir değil mi? Demeli, şu yukarıda değerlendiğim sözcükler arasından yalnızca "iki" ve "üç" rafa kalkıyor. Öteki türlü Halaçça'da h- olduğu durumda zaten Ana Türkçe'de de h- kesinlikle var diyebiliyoruz. Zira Ana Uralca k- > Macarca h- sesine dönüşebiliyor.

Burayı pek añladığımı düşünmüyorum :)

Her şeyden öñce Ana Türkçe *h- zaten tartışmasız kesin bir kurgu, yalñızca ben orada bu sesiñ Ana Türkçe öñcesi dönemde başka bir sesten gelip gelmeyebileceğini tartıştıydım, nitekim Ana Altaycada bu h- sesi birincil değil, çünkü Ana Altaycada /h/ yok. Soñuçta kurama göre Türkçe ve Moğolcadaki h-'ler p- sesinden geliyor. Söz éttiğim 4. seçenek ise, Altay Kuramınıñ yañlış olması olasılığında h-'niñ türeme bir ses olmayıp Türkçeniñ birincil kök bir sesi olması durumunu bétimliyor. Böyle bir koşulda (h- başka bir sesten türememişse) o zaman sözcük içinde olması géreken -h-'ler nereye gitti sorusu geliyor. Onuñ da tek olası yanıtı, uzun ünlüler oluşturarak büzüşmesi olabilir, ancak bunu destekleyecek hiçbir örnek yok.

Bu arada Uralca>Macarca için k- > h- olması Türkçedeki ses dönüşümünü étkilemiyor. Alt dönemlerdeki ses dönüşümleri çok farklı olabilirler. Örneğin /s-/ sesleri Başkırtçada /h-/ olmuşken Yakutçada bir ara /h-/ olup soñra yitmiştir: *sǖt = Bşk. hüt = Yak. ǖt gibi. Bu da yukarıdaki yazdığım 2. silsileniñ soñ bölümüne denk geliyor (bir dilde tüm ses silsilesi olmak zorunda değil).

Kısacası, hem Altaycadan Türkçeye p- > h- olup hem de soñrasında Türkçeden Başkırtçaya s- > h- olabilir. Bunlar çakışmıyor. Bu yüzden Ana Uralcadan Macarcaya k- > h- olup varsayımsal bir Ural-Türk savında p- > Türkçe h- olabilir. Ancak bu durumda elbette *k- > Türkçe *h- doğru olamayacağı için iki, üç, ōt kökenlemeleri rafa kalkıyor.

Şunu da belirtmek isterim ki bulgularıma göre, Türk dilleri ön seslerde genellikle Macarca'yı takip ediyor. Örneğin, Ana Uralca k-, Macarca h-, Ana Türkçe ve Halaçça h- ya da Ana Uralca s-, Macarca Ø-, Ana Türkçe h-/y- (Macarca s- ise Ana Türkçe de s-) gibi. Bunların hepsi bize alıntı olduğunu mu anlatır yoksa Türk dilleri Ural dillerinin bir alt kolu olabilir mi?

Bu ses dönüşümleri çok tipik olduğu için tüm dil ailelerinde var. Örneğin İngilizce h- sesine bakalım. İki kaynaktan da gelmiş olan h-'ler var:
- Hint-Avrupa *p- sesi de Yunanca p-, İngilizce/Almanca f-, Ermenice h-
- Hint-Avrupa *k- sesi Latince k-, İngilizce/Almanca h-, Ermenice s-

İlk hecedeki ünlü uzamaları ise Türk dillerinde -y-/-l-/-ń-/-ŋ-/-d- yitiminden ileri geliyor. Bunlara da birer örnek vereyim:

Ana Uralca *pojka "erkek çocuğu" <> Ana Türkçe *būka "boğa, genç erkek hayvan"
Ana Uralca *tulka "tüy" <> Ana Türkçe *tǖk "aa."
Ana Uralca *ońća "ön, son, uç" <> Ana Türkçe *ūç "son, uç"
Ana Uralca *ji6ŋsi6 "yay" <> Ana Türkçe *yā(y) "aa."

Bunlar sesleşim phonotactics açısından Türkçede karşılaşılmayacak durumlar. Örneğin /nyç/ Ana Türkçede kök ve eklerle oluşabilecek bir ses öbeği değil. Aynı şekilde /ñs/ Eski Türkçede olmaya başlayabilir, azrak da olsa, kaldı ki oluşunca da kararlı bir ses olur. Daha géñel olarak buruncul+dişçil ses öbeğiniñ erimesi Türkçeniñ sesleşimine uygun değil. Özellikle soñ örnekte s'niñ soñ seste yitmesi tümden olanak dışı. Burada eñ olanaklı olan tulka > tǖk gibi görünüyor ancak orada da u>ü nasıl olmuş onu açıklamak gérek (yoksa Starostin'iñ denkliklerine beñzeyecek). İlkindeki /jk/>/:k/ ayrıca sesbilgisel olarak sorunlu: dişçil /j/ sesinden hiçbir iz kalmamış olması çok güç.

Bir de Türkçe içerisinde -b- sesini yitirip de uzamamış bir örneğe rastladım. *yubut- "yutmak" eylemi. Burada b sesinin büzüşüp -u- sesini uzatması gerekmez miydi? Türkmence yubut- biçimi olmasaydı, bunun ilk halini de yine "yut-" biçiminde türetecektik. Bunun gibi Eski Türkçe'de erimiş, kendini belli etmeyen yumuşak ünsüz yitimleri var mıdır?

Evet, onu unutmuşum, ayak üstü bir örnek bulamamıştım:
- *yubut- (yutmak) > Eski Türkçe yūt-, Türkmence yuvut- = Ana Moğolca *cabu- (ısırmak) > Klasik Moğolca caġu-
- *ablı- (almak) > Eski Türkçe al-, Eski Anadolu avul- = Ana Moğolca *ab- (almak) > Klasik Moğolca ab-

Bu arada şunu da söylemekte yarar görüyorum. İki diliñ akrabalığı için kurallı ses dönüşümleri çok yétersizdir. Ekleriñ kökleriñ añlamlarıñ ortaklığınıñ yanı sıra her dönüşümden bol bol örnekler, uyumlu sesleşim, koñuşucularıñ çelişkisiz étkileşim dönemleri ve yazılı kanıtlar olmalı. Elbette soñuncusu için sorun büyük ancak öñceki saydıklarım için de Ural-Türk savları çok fakir.

Özellikle bol örnek sorunu çok büyük. Elde 4-5 sözcük varsa onları tutarlı ses dönüşümlerine oturtmak mantıken olanaklı, ancak bunu herhangi iki dil için yapmak çok zor değil (insan dilleri aşağı yukarı aynı seslere ve ses dönüşümlerine sahip, añlamlar da aynı kültürdekiler için kolaylaşıyor, hele ki Urallar ve Türkler gibi birbirine çok yakın yaşam tarzındalarsa). Öte yandan Hint-Avrupa dilleri, Ural dilleri kendi içlerinde kurulan ses dönüşümleri açısından bol örnekli kuramlara sahip. Her ses dönüşümü için toplanmış örnekler, o durumuñ rastgele olmasına göre çok daha ayırt édici durumdalar. Öte yandan Starostin gibi dilciler, bol örnek olayını kaçırdıkları için, ses dönüşümlerini kurallı yapacağım derken neredeyse her çift örneğe bir ses dönüşümü atamış oldular. Bu yañılsamaya düşmemek gérek.
  • 1

Üyelik görseli
Oktay D.
Oktay DOĞANGÜN
Yönetici
Yönetici
 
İleti: 8557
Katılım: 28 Ağu 2007, 17:52
Konum: İstanbul
Değerleme: 6039

Ynt: Ural Dilleri ve Türk Dilleri ile Olan Bağlantıları Üzer

İletigönderen Tarduğ Han » 05 Haz 2020, 02:37

Oktay D. yazdı:Burayı pek añladığımı düşünmüyorum :)


Haklısınız, çünkü dediklerinizin bir bölümünü yanlış anlamışım. :)

Şimdilik ben Altay kuramını göz ardı edip sadece Türk dilleri ve Ural dilleri üzerinden ilerliyorum. Bu nedenle h- sesini hep asli varsayıp öyle ilerledim. Ancak bu durumda da bu h- sesleri nereye gittinin yanıtını vermek gerekir. Benim de baştan beri neden Türkçe bir yere ait olamıyor sorumun ve duyduğum endişelerin kaynağı bu zaten.

Oktay D. yazdı:Bu arada Uralca>Macarca için k- > h- olması Türkçedeki ses dönüşümünü étkilemiyor. Alt dönemlerdeki ses dönüşümleri çok farklı olabilirler. Örneğin /s-/ sesleri Başkırtçada /h-/ olmuşken Yakutçada bir ara /h-/ olup soñra yitmiştir: *sǖt = Bşk. hüt = Yak. ǖt gibi. Bu da yukarıdaki yazdığım 2. silsileniñ soñ bölümüne denk geliyor (bir dilde tüm ses silsilesi olmak zorunda değil).


Burada şunu anlamam gerekiyor. Eğer Türk dilleri ve Ural dilleri bir şekilde bağlantılıysa dil ailesi içinde görülen bir ses olayı neden Türkçe ve Uralca özelinde görünmesin? Yani, süt-hüt denkliğinden yola çıkarsak s-h değişimi yaşanmış ama bunun Türkçe ile Uralca arasında görülmesi neden bir sorun teşkil ediyor? Veya ekmek sözcüğü üzerinden ilerlersek etmek, epmek gibi formlarda da görülmüş yani k-t-p sesleri ardıl -m- sesinin de etkisiyle dönüşüm yaşamış. Aynı olay pekala Türkçe ve Uralca arasında da yaşanabilir, değil mi?

Oktay D. yazdı:Bunlar sesleşim açısından Türkçede karşılaşılmayacak durumlar. Örneğin /nyç/ Ana Türkçede kök ve eklerle oluşabilecek bir ses öbeği değil. Aynı şekilde /ñs/ Eski Türkçede olmaya başlayabilir, azrak da olsa, kaldı ki oluşunca da kararlı bir ses olur. Daha géñel olarak buruncul+dişçil ses öbeğiniñ erimesi Türkçeniñ sesleşimine uygun değil. Özellikle soñ örnekte s'niñ soñ seste yitmesi tümden olanak dışı. Burada eñ olanaklı olan tulka > tǖk gibi görünüyor ancak orada da u>ü nasıl olmuş onu açıklamak gérek (yoksa Starostin'iñ denkliklerine beñzeyecek). İlkindeki /jk/>/:k/ ayrıca sesbilgisel olarak sorunlu: dişçil /j/ sesinden hiçbir iz kalmamış olması çok güç.


Ben aslında bu ses denkliklerini bölüm bölüm anlatmayı planlıyordum. Öncelikle Ural dillerindeki sessiz gruplarının hepsi Türkçe'de aynı düzende yer almıyor. Örneğin, ńć sesi Türkçe kök-ek yapısına göre önce -ń sesini alıyor, ardından -Vç sesini alıyor. Demeli, *ońća yapısı Türk dillerinde günümüzdeki uç formuna *ońVç gibi bir şekliyle geldi. Ama ara -ń- sesini yuttuğu için o- sesi uzayıp daraldı. Ve *ūç halini aldı.

tulka > tǖk değişiminin olasılığına Ural tarafı bile olumlu bakıyor. İlk yazımın sonlarında belirtmiştim sesler inceliyor diye. Ana Uralca -o- > Ana Türkçe -ö- oluyor gibi. Bunun nedeni ise hem kalın hem ince paralellerinin olması. Hatta *yorı- ve *yürü- örneğini vermiştim. *yorı- nasıl *yürü- diye ikincil bir varyant yarattıysa aynı değişim dil aileleri arasında da olabilir doğallıkla.

Dişçil /j/ sesi demişsiniz ama benim bildiğim y damaksıl değil midir? Ya da sanıyorum siz Türkçe ve Fransızca'daki j sesi gibi düşündünüz? Burada hata bende, Ural tarafına j- yazarken Türk tarafına y- ile yazmışım :) Kısaca Uralca formlar *yiaŋsia ve *poyka biçiminde.

Ve s sesinin tümden yitmesi olanak dışı demişsiniz ama Ural dillerinde üç farklı s sesi var. İkisi orijinal diğerinin ise alıntı kökenlerden olduğu düşünülüyor. Bu -s- sesi bildiğimiz s sesi değil de hırıltılı bir s sesi, ş'ye yakınsar. Söz başında Macarca'da olduğu gibi kaybolurken, iç ses halinde -y- yada -r/ŕ seslerine dönüşüyor. Son örnekte göstermek istediğim -ŋ- sesinin yitip -a- ünlüsünün uzaması ve muhtemelen -s-'nin de -y sesine denk olması.

Oktay D. yazdı:Evet, onu unutmuşum, ayak üstü bir örnek bulamamıştım:
- *yubut- (yutmak) > Eski Türkçe yūt-, Türkmence yuvut- = Ana Moğolca *cabu- (ısırmak) > Klasik Moğolca caġu-
- *ablı- (almak) > Eski Türkçe al-, Eski Anadolu avul- = Ana Moğolca *ab- (almak) > Klasik Moğolca ab-


Demeli, buradan çıkaracağımız sonuç, yumuşak ünsüzün yitimi kendini arkaik formlarda gösteredebilir, göstermeyedebilir. Ben Eski Türkçe'de de yut- biçiminde sanıyordum. Ancak uzun ünlülüymüş. Öte yandan, almak eylemi hiç -b- ara sesini yuttuğunu belli etmemiş. İşte demek istediğim bu formlar bir şekilde kendini belli etmiş ama diyelim ki Türkçe'nin erken dönemlerinde de -b- sesi yitmişse biz en eski formunda bile bunu anlayamayız. Sözgelimi, tütmek eylemini Ana Türkçe *tüt biçiminde bırakıyoruz ama bu ara ses -b-'nin yitimi burada da yaşanmışsa ve hiç bir Türk dili bunu yansıtmamışsa aslen *tübüt olabilecek kökün varlığını asla bilemeyecek olmamız bir sorun teşkil edecektir. Elbette bunu yalnızca bir örnek olarak verdim, burada -b- sesi yitmiş veya yitmemiş olabilir.

Oktay D. yazdı:Bu arada şunu da söylemekte yarar görüyorum. İki diliñ akrabalığı için kurallı ses dönüşümleri çok yétersizdir. Ekleriñ kökleriñ añlamlarıñ ortaklığınıñ yanı sıra her dönüşümden bol bol örnekler, uyumlu sesleşim, koñuşucularıñ çelişkisiz étkileşim dönemleri ve yazılı kanıtlar olmalı. Elbette soñuncusu için sorun büyük ancak öñceki saydıklarım için de Ural-Türk savları çok fakir.


Bozkır/tundura kültüründeki toplulukların genel özelliğidir, yazılı kayıtlar tutmaları diğer göçebe olmayan topluluklara göre geç olmuştur. Sonuçta Ural halkları da Urallar yada Sibirya'da avcılık yapan kabileler topluluğuydu.

En erken yazılı kaynak Macarca'ya ait, o da 900'lü yıllara denk geliyor. Fince falan 1100'ler ve sonrası. Hal böyle olunca yazılı belgelere göre hareket etmek zor.

Bol bol örnekler noktasında bölüm bölüm örnekleri vermeyi planlıyordum. Yüzlerce sözcüğü karşılaştırdım ve 20 tane kadar temel ses denkliği saptadım. Şimdi üçer tane veriyorum çünkü ses değişimlerini tanıtmadan başka ses kurallarının olduğu sözcükleri yazmak istemedim başlangıçta. Gerçi sonrasında 3 değil 5 eklerim ama yazı uzadıkça uzar. Tabii bazı kuralların da doğruluğu ayrıca tartışılır, çünkü elimde az sayıda örnekleri olanlar var ama onları da paylaşmayı planlamıyordum zaten. Emin olmadığım şeyi buraya koymam, koyarsam da onu üstüne basa basa söylüyorum.

Şunu da eklemem gerekir, Ural dillerinde de düzensiz oluşumlar çok vardır. Hatta yine Macarca üzerinden konuşursam çoğu denkliği Hantice ve Mansice'yle yani Ugorlarla kurar. Fince ile denkliği çok azdır. (Hepi topu 250-300 kelime) Çünkü Ugorlar diğerlerinden muhtemelen çok daha erken ayrıldılar.
  • 0

Tarduğ Han
İlgili
İlgili
 
İleti: 9
Katılım: 27 Oca 2019, 02:03
Değerleme: 31

Ynt: Ural Dilleri ve Türk Dilleri ile Olan Bağlantıları Üzer

İletigönderen Oktay D. » 05 Haz 2020, 04:27

Tarduğ Han yazdı:Burada şunu anlamam gerekiyor. Eğer Türk dilleri ve Ural dilleri bir şekilde bağlantılıysa dil ailesi içinde görülen bir ses olayı neden Türkçe ve Uralca özelinde görünmesin? Yani, süt-hüt denkliğinden yola çıkarsak s-h değişimi yaşanmış ama bunun Türkçe ile Uralca arasında görülmesi neden bir sorun teşkil ediyor? Veya ekmek sözcüğü üzerinden ilerlersek etmek, epmek gibi formlarda da görülmüş yani k-t-p sesleri ardıl -m- sesinin de etkisiyle dönüşüm yaşamış. Aynı olay pekala Türkçe ve Uralca arasında da yaşanabilir, değil mi?

Elbette yaşanabilir. Benim söylemek istediğim, bir ailede alt dönemdeki bir ses olayı daha üstteki veya alttaki bir ses olayını gérektirmez. Yânî ET süt> Bşk. hüt dönüşümünüñ örnekleri yalñızca Başkırtça içinde değerlendirilir, ailedeki başka bir s>h dönüşümüne örnek oluşturmaz démek istiyorum. Olursa bağımsız olmuştur. Kısaca bir ses dönüşümünü kanıtlarken yalñızca söz koñusu dönemdeki örneklerle ve yalñızca söz koñusu üst dil alt dil için örnek bulmañız gérekiyor.

Örneğin, ńć sesi Türkçe kök-ek yapısına göre önce -ń sesini alıyor, ardından -Vç sesini alıyor. Demeli, *ońća yapısı Türk dillerinde günümüzdeki uç formuna *ońVç gibi bir şekliyle geldi. Ama ara -ń- sesini yuttuğu için o- sesi uzayıp daraldı. Ve *ūç halini aldı.

Burada bazı sorunlar var. Türkçede -ny- sesiniñ iki ünlü arasında yitmediğini biliyoruz. Hatta Türkçede buruncul sesler söz içinde ve söz soñunda oldukça kararlıdır. Birincil olarak nç, nt, nd, ñ, ny, ayrıca ikincil olarak n+s, n+g, n+k, n+t, n+d, n+l, n+r, ñ+r, ñ+s, ñ+m, ñ+l, VnV, VñV, ... bunlar yitmiyorlar. Dudaksı buruncul m sesiniñ kararsızlık gösterdiği oluyor ancak o da hep dudaksı ünsüzler yanında olmasından kaynaklı oluyor. Ayrıca o>u>ü hem daralma var hem incelme var.

Hatta *yorı- ve *yürü- örneğini vermiştim. *yorı- nasıl *yürü- diye ikincil bir varyant yarattıysa aynı değişim dil aileleri arasında da olabilir doğallıkla.

yorı- sözcüğünde ince biçimler soñradan ortaya çıkmış, büyük olasılıkla yorı- (yürümek) sözcüğü işlekliğini yitiren yügür- (hızlı koşmak) sözcüğüne katışıyor. Kısaca sözcüğüñ aslı yorı- olup o>ö/ü géñel bir dönüşüm değil, bu iki sözcüğüñ añlamca ve biçimce yakın olmasına özgü bir dönüşüm. Böyle katışan sözcükleriñ sayısı aşırı az zaten: örneğin o/ö için tek başka örnek çom-/çöm- var, o da katışmış iki sözcük olarak açıklanıyor.

Ve s sesinin tümden yitmesi olanak dışı demişsiniz ama Ural dillerinde üç farklı s sesi var. İkisi orijinal diğerinin ise alıntı kökenlerden olduğu düşünülüyor. Bu -s- sesi bildiğimiz s sesi değil de hırıltılı bir s sesi, ş'ye yakınsar. Söz başında Macarca'da olduğu gibi kaybolurken, iç ses halinde -y- yada -r/ŕ seslerine dönüşüyor. Son örnekte göstermek istediğim -ŋ- sesinin yitip -a- ünlüsünün uzaması ve muhtemelen -s-'nin de -y sesine denk olması.

Orada kast éttiğim s'niñ o konumda yitmesiydi. Bir sesiñ söz içinde yitmesi ile söz başında yitmesi farklı ses dönüşümleridir. Macarcada -s- > -y-/-r- olması zaten yitmediği bir durum soñuçta. Yine Türkçede ñ sesi oldukça kararlı, orada yitse niye hâlen bu kadar çok var sorusu yanıtsız kalır.

Öte yandan, almak eylemi hiç -b- ara sesini yuttuğunu belli etmemiş.

Orada -b- sesi iki ünlü arasında değil. Ayrıca sesiñdudak patlamasıyla çıktığı b dudak ünsüzü ile sesiün diliñ yanından akan havayla çıktığı L sesiniñ yan yana olması durumunda b doğrudan yiter, yuvarlaklaştırma gérçekleşmez. Oysa iki ünlü arasındaki b sesi düşerken ünlüleri yuvarlaklaştırır çünkü özünde ses dönüşümü b>w>u biçiminde gérçekleşiyor: yabız > yawız > yawuz > youz > yōz gibi. Oysa: ablı- > a'l- > al- olmuş, burada b'niñ yitmesini sağlayan özünde soñ hecede vurgusuz ünlüleriñ kurallı olarak Ana Türkçede tümden düşmesidir, örneğin *hakta > *hakt > ha't > a't > at. Bu düşen ünsüzler vurguda kayma yaratmış. Örneğin soñ sözcük için Tuvaca a't biçimi bulunuyor.
  • 0

Üyelik görseli
Oktay D.
Oktay DOĞANGÜN
Yönetici
Yönetici
 
İleti: 8557
Katılım: 28 Ağu 2007, 17:52
Konum: İstanbul
Değerleme: 6039


Dön Bilimsel araştırmalar, kişisel çalışmalar

Kimler çevrimiçi

Bu bölümü gezen üyeler: Hiç bir üye yok ve 3 konuk

Reputation System ©'