Yazışmalık

Başka sese beñzemez ananıñ sesi, Her sözcüñ arasañ vardır Türkçesi

Siteye Bir Eleştiri

Yérliğimiz ile ilgili yazışmaları içerir.

Ynt: Siteye Bir Eleştiri

İletigönderen Gökbey » 14 Ağu 2010, 19:09

Bir ara yazmıştım; dili kirleten toplum mudur? diye. Bu düşüncemi yine savunuyorum; dili kirleten toplum değildir. Azı bir başka deyişle "sokaktaki insan" değildir. Bunuñla ilgili yine 2008'de döktürdüğüm bir yazı var, üslubum dışındaki düşüncelerim hâlâ géçerlidir:

Bugün (Eylül 26, 2008) dolmuşta yaşadığım kısa bir anı sizlerle paylaşacağım.

İkitelli'ye* doğru yol alırken, dolmuşun arka taraflarından bir ses geldi;
-Kaptan bizi hospitalda indir.
Dolmuş sürücüsü dikiz aynasından geriye doğru bakıp;
-Hangi hospital abla? diye sordu. Kısa bir duraklamadan sonra:
-Burada üç hospital var. İstanbul, Batı Bahat, Zeynep Hatun
diye sıraladı.
Konuşma biraz daha sürdü, adresini tam bilmeyen bayan, sürücüyü epey uğraştırdı.

Konuşmada geçen "hospital" sözcüğü, yediden yetmişe saybireyin bildiği "hastahane"nin karşılığı...
Gerçi hastahane sözcüğü de bizim için yad bir söz ancak böylesine kök salmış bir sözcüğün bu denli kolay yer değişimi düşündürücü olmalı...

Kök salmış yad sözlere karşılık önerdiğimizde, eleştiri alıyoruz.
Dudak yuvarlayıp, burunlarını havaya kaldırarak;
- Ama o Türkçeleşmiş !
diyenlerin bu gibi durumlara söyleyecek sözleri var mıdır?

Yoktur, olamaz da. Amaç; konuşmak olsun.

Bu yüzden, türetilen sözcüklere mırın kırın edenleri dikkate almayınız. Siz, olabildiğince Türkçe konuşmaya çalışın, yad sözleri özüne döndürmeye çalışın. Yukarıda verdiğim kısa bir örnek bile, kök salmış sözcüklerin, alt tabakaya dek ulaşıp değiştiğe dair bir kanıttı, burada neden "hospital" yerine "sayrıtay" olmasın? Bunun üzerine biraz düşünmenizi isterim.

Metamorfoz sözü bize ne kadar yadsa, merhaba sözü de o kadar yaddır. Bu yeni girdi, bu kök saldı... gibi sözlerle kendimizi kandırmayalım. Arı bir dil için el ele çalışalım.


2009'da ise şöyle bir yazı yazmışım:

Sanki Türkçe'niñ yozlaşmasına halk neden oluyormuş gibi, halka bir baskı uygulanıyor.
Yok aman Türkçe yozlaştı, yok dil elden gidiyor, halk özenti olduğu için dili kirletti, halk konuşmasıñı bilmiyor, halk böyle halk şöyle cart curt....

Bu kendi yedikleri haltları birilerine ödetmedir. Toplumun, bugünkü dil bozunmasında neredeyse hiçbir etkisi yoktur. Tam tersi dili koruyan halktır, hor görülen halk.

Peki bunca bozunmaya neden olan kim? Yanıtı kolay; ulusal düşüncelerden çavsız bilimkişileri, yerel değerlerden eksik kalmış aydın takımı ulayı kuşum aydıncıklar... Kısaca demek istediğim, toplumdan kopuk kişilerdir.

Selçuklu dönemini anımsayın, kamusal (resmi) dil Farsça idi. Toplumu oluşturanlar Türk ama yazı yazmak istediklerinde Farsça kullanmak durumundaydılar.

Osmanlı dönemini anımsayın, kamusal dil, Arapça-Farsça-Türkçe kırması olan Osmanlıca idi. Selçukludan daha kötü bir durumdu. Çünkü Selçuklularda Türkçe bir kıyıda durur, Farsça ile fazla içli dışlı olmazdı (hiç olmadı demiyorum) ançıp Osmanlıcada çorbaya atılan tuz gibi eridi. Neyse ki bu dil saray dışına taşmadı, toplum bunu benimsemedi, dilini sonuna değin kullanıp günümüze dek taşıdı.

Dil devrimi dediğimiz olay özünde yañlış añlaşılıyor. Saray dilinin yerine, toplumun dilini getirilmiştir. Osmanlıca yalnızca kâğıt üzerinde vardı, toplum yiñe kendi arasında Türkçe konuşuyordu.

Atatürk toplum dilini , yazı diline çevirdi. Kimilerine göre "Okugu'nuñ (Kuranı Kerim) daha zor öğrenilmesi" içindi, kimilerine göre "batıya özenti", kimilerine göre de "toplumu, kaynağından koparmaktı"...
Şimdi bile sitem eden gençler var, "atalarımızın yazdığı betinleri okuyamıyoruz." Bire ey kardeşim, ona kalsa yazısını okuyamadığın ataların (osmanlılar) yüzünden ben de büyük büyük atalarımın yazdıklarını (orkun/yenisey yazıtları, kurgandaki betini) okuyamıyorum.

Toplum, dili hiç mi kirletmedi? Olmaz olur mu hiç, bu kaçınılmaz zaten. İçimizde yaşayan başıboşlar, züppeler de bizden sayıldığından onların getirdikleri zararları da taplamamız gerekiyor. Ancak bu geçici özentidir, hevestir; kimileri kalıcıdır. Bu yüzden bu tür sözcükler çok yaşamaz, dile pek etki etmezler. Edenleri toplasan 20-30 sözcük ya var ya da yok.

Buna karşın, bilimkişileriniñ "bilim dili" diye, yazıncıların "Türkçeleşmiştir" diyerek dile kattığı binlerce sözcüğü düşünürsek toplum sütten çıkmış ak kaşık gibi arınıktır.

Türkçe kampanyalarınıñ hedefi toplum değil, topluma yön verenler olmalıdır.

Bu yüzden özellikle öz Türkçe sözcüklerin zorla kullanılmasını istemek, yanımızdakilere bu yönde baskı yapmak yañlıştır. Hem buna hakkımız da yok.

Türkçe'niñ kurtuluşu bilinçli büyüklerimizin yapıtları ile olacaktır.

Bundan ötürüdür ki, yapmaya çalıştığımız şudur; bilinçli büyükler yetiştirmek, elimizde vâr olan büyükleri bilinçlendirmek.


Özetle, 73 milyonluk bir kesime ulaşmamız olanaksızdır ancak bunca kişiye yön vérenlere ulaşmak olanaklı, usa yatkın olanıdır.

Ama bu noktada kuruluş felsefesine uyulmadığı görülüyor. Eğer "kişisel tatmin" mertebesine gelmişse ve buna ses çıkarılmıyorsa, o zaman ana sayfadaki "tek amacımız Türkçe'nin gelişimidir" ibaresini kaldırın. Siz de görüyorsunuz ki, bir noktadan sonra benlik tatminine dönüyor iş. Türkçe'nin pek çok konusu varken, burada çoğu saçma ve gülünç sözcükler tutmayacağı biline biline uyduruluyor, ardından "ben kabul ettim" denilerek "Yazışmalık Kutusu"na savuruluyor. Türkçe ne kazandı bu işten? Bir kez de şuna yanıt verin?


Son günlerde sürekli sözcük türetilmesinden, yazışmalıkta başka iş yapılmamasından yakınıyorsunuz. Kaygınızı añlıyorum. Biri yad sözcüğe karşılık buluyor, öbürleri "beğendim" déyip konuyu kapatıyor. Gérçekten de bunuñ ne yararı var diye düşündüm, ortaya şunlar çıktı:

1. Böyle sürdürülürse, öyle böyle karşılığı olmayan yad sözcük kalmayacak.
2. Yazışmalık, bir bakıma sözlük görevini de üstlenmiş olacak.
3. Bunları sürekli okuyanlarıñ sözcük dağarcığı artacak.
4. Tüm içerik topluma açık olduğundan, isteyen herkesiñ eliniñ altında bir öz Türkçe belgeliği olacak.

Bunlarıñ Türkçeye ne yararı var? Kullanmadıktan soñra kuşkusuz bir yararı yok. Dédiğiniz gibi de benlik tatminiñden de öte değildir. Ancak biliniz ki: kullanıyoruz. Yazılarımızda hiç mi ilginizi çekmedi? Biz bu sözcükleri kullanıyoruz. Basılı yayınlarda da kullanıyoruz. Eñ azından kendi adıma söyleyeyim; çevirilerimde kullanıyorum. Azeri Türkçesine çevirdiğim yazılarda, ya da kendi yazdıklarımda yér vériyorum. Örñeğin "ebru" için séçtiğimiz "dalgır" sözünü olduğu gibi kullandım, üstelik ebru sözünü bir kez bile kullanmadan.

5 farklı kavrama aynı sözcüğü vermeyeceğiz, 1 kavrama 5 farklı sözcük bulacağız.


Bir başka yazımda şunları démişim:

Osmanlı döneminden kalan ulayı aynı añlama gelen 7-8 sözcük (8 kişiniñ 1 altını olduğunu düşünün) atılmış yerlerine bir sözcük getirilmiştir. 8 kişiniñ yaptığı işi, bir kişi yapıyor. Böyle olunca gereksizleri atmak en uygunudur. Bu dili yoksullaştırmaz, tersine varsıllaştırır. Çünkü Türkçe, sözcük varsıllığını değil añlam varsıllığını destekliyor. Tözü bunuñ üzerine kurulu. Ha istense sözcük yönünden de varsıl olur. Çün, kullanılabilir yaklaşık 2 milyon sözcük türetilebilir.

Bağlantılar:
http://kokturukce.blogspot.com/2009/04/ ... -olur.html
http://kokturukce.blogspot.com/2009/05/ ... k-mdr.html
http://kokturukce.blogspot.com/2009/06/ ... lesir.html
  • 0

Görsel
Göktürkçe Araştırmaları http://kokturukce.blogspot.com
Göktürkçe Günlüğüm http://gokbeyuluc.wordpress.com
Azəricə Dil Araşdırmaları http://dilcilik.blogspot.com
Üyelik görseli
Gökbey
Yönetici
Yönetici
 
İleti: 1736
Katılım: 28 Ağu 2007, 17:15
Konum: Azerbaycan/Bakü
Değerleme: 410

Ynt: Siteye Bir Eleştiri

İletigönderen Baturalptürk » 15 Ağu 2010, 16:43

Şunca zamandır yazışıyoruz, ama kısır döngüye kapılmışız, kısa bağlanmış dana gibi açılamıyoruz. Bilerek mi yapıyorsunuz, yoksa okuduğunuzu cidden anlayamıyor musunuz? Bir taraftan Türkçe sözcükleri kullanmak istemediğimi söylüyor mesnetsizce, diğer taraftan da "sevgili baturalptürk "türkçeye yararlı" ne yapmak istediğini açıklasa da biz de öğrensek" diyor. Sevgili Kavurt, ben daha önceki yazılarımda ne yazdım? Hiç okudun mu? Sanki anlatmamışım, temcit pilavı gibi aynı soruları soruyorsun. Sinirlenmeyim diyorum ama her defasında aynı cümleleri değiştire değiştire yazmak zorunda kalıyorum ve bıktım.
Arkadaşlar! Böyle olmaz!
Karşılıklı olarak mantıkî eleştiriler getirirsek ancak birbirimizi geliştirebiliriz. Şu konuda ikinci sayfaya geçmişiz, hâlâ bana ilk iletimde yazdıklarım, sanki yazmamışım gibi soruluyor. Sevgili Kavurt, ben neler demişim?
1. Ayaküstü, değersiz türetimlerle vakit harcanacağına eski kaynaklara veya halk ağızlarına yönelinsin. En azından onlar tanıtılır demiştim.
2.Yabancı dillerle karşılaştırmalar yapılabilir. Özellikle batı dilindeki pek çok sözcüğü ancak tarif edebiliyoruz. Sözlüğümüzde bulunduğu hâlde bihaber olduğumuz sözcükleri birbirimize gösterebiliriz. Güncel sözlüklerimizde yoksa yine tarama yoluyla kavramların mevcudiyeti gösterilebilir.
3. Yabancı kökenli Türkçe sözcüklerin tasfiyesi işinden vazgeçilsin. Türkçe geneliyle ele alınsın ve Türkçe'nin Türkçe kökenlilerden ibaret olmadığı ortaya konsun.
4. Türetimler de akılcı olarak ve düzgünce yapılabilir ve bunlar belli bir kişi tarafından gerekli kurumlara bildirilir.

Ayrıca Türkçe'nin dilbilgisel incelikleri üyelere öğretilebilir. Bunu da şimdi ekledim. Temel isteğim, kişisel tatmin için değil, gerçekten Türkçe'nin gelişimi için çalışılması. Felsefe bu olursa "neler yapılabileceği" konusu elbette ki geliştirilir.

Ve yine TDK meselesi... Önce pilavdan bir kaşık alalım:
tdk bu işi yapamadığı için zaten türkçesi varken gibi bir yerliğe gereksinim var. her şeyi "devlet"ten beklersek, bugüne kadar beklediğimiz gibi, daha çok bekleriz. yad sözcükler yerleşir. "zenginliğimiz" olur. yıllar geçtikten sonra tdk, bir bölümü için kimi öneriler getirir. onlar da tutmaz.


Affedersiniz "her şeyi devletten bekleme" tabiri yeni. Tekraren söylüyorum: Benim TDK dememdeki amaç, o kurumun Türkiye sathındaki tanınmışlığı. Bugün en çok kullanılan Türkçe Sözlük TDK'nin ise ve burada türetilen bir sözcük o sözlüğe girerse herkesin eline ulaşmış olacak. Ve senin o sözcüğü okulda yazdığın tezde ya da makalede bile kullanabiliyor olman meşruiyet kazanacak.
Bu işlem sadece TDK için olmayabilir, Dil Derneği'nin sözlüğüne aldırmak bile bir aşamadır. Ayrıca bu site mi "yad sözcüklerin girmesini önlüyor?" Siz bana Türkiye çapında kullanılan bu sitenin yarattığı bir sözcük gösterin, bir şey demeyeceğim.

Gelelim gülünç ve saçma sözcüklere. Ussal hiçbir yanı yok diye bilim dışı bir tavırla kestirip atmış. Ama herhâlde bu sitede neler döndüğünden haberi yok. Anımsatayım:

*kırtasiye için "keğtçi/keğetçi",
*bowling oyunu için "gülleleme",
*marş için "yürüm/yürüş" -marş yürüme eylemi değildir, bir müzik türüdür,
*doğa yürüyüşü demek olan 'jogging' için "yorturum" -"yortmak" yürümek demek de yorturum ne Allah aşkına,
*mutabakat için "kanışmak" - 'uzlaşı' kelimesi varken,
*zengin için "bollaç" -varsıl ve benzeri pek çok kelime varken,
*macun için "yığırtı, yığırıt, yığış, yışık" veya başka birince "sumur" - '-mur' eki eylemden ad yapan bir ektir. Dolayısıyla yanlış ve saçma.

Yeterli mi? Dur biraz daha örnekleyim, zira bunlar iki dakika içinde karşılaştıklarım. Biraz daha irdelesem ne inciler göreceğim kimbilir...

Şimdi Türkiye'deki yer adlarına göz dikilmiş. İzle:

Kıbrıs - "Türklüce"
Nevşehir - "Yenibalık"
Gaziantep - "Gazigöze" (nedir bu?)
Kahramanmaraş - "Yiğitkent/Yiğitil"

Anadolu adının Türkçe'deki çağrışımına göre,
Asya - Atadolu
Avrupa - Batıdolu (anlamını açıklayan baba yiğit çıkabilir mi?)
Afrika - Karadolu
Antartika - Buzdolu / Ayıdolu
Amerika - Yenikara (Kara sözcüğü Arapça kökenlidir.)

Bu kadar komedi yeter. Bunları ve bunlar gibi yüzlercesini bana kimse savunamaz. Türkçe'ye hizmet ettiğini anlatamaz. Bunlar olsa olsa bir oyundur. Fakat artık ilkokula olsun geçmiş düzeyde olmamız gerekir.

Gökbey'in alıntıladığı "hospital" sözcüğünün öyküsü konumuzla ilgisiz. Şöyle ki, "hospital" sözcüğü İngilizce olduğu için ve bu doğrultuda arkası dolgun olduğu için sesletimine pek bakılmaz. Nasıl ki, Fransızca'daki "merci beaucoup (mersi boku-çok sağolun)" sözü Türk insanınca oldukça kibar karşılanmıştır. Oysa ikinci kelime malumunuz Türkçe'nin en kaba anlama sahip kelimelerinden. Ya da "dam" sözcüğü. Yani demek istediğim ikisi aynı kefeye konamaz. Açıklamayı kastederek "diyecek sözleri yoktur, olamaz da" denmiş ama maalesef aynı mesele değil ikisi. Yabancı dildeki sözcüğün tanınmışlığı var ve en nihayetinde o, yabancı bir dildir.

Kelimeleri Türkçe için değil, kendiniz için türettiğinizin itirafı sevindirici. Bu yerlikte kullanılması ise beni hiç ilgilendirmez. Burada herkes sitenin formatını bile bile üye oldu. Ama burada türetilenler dışarıda da kullanılıyorsa bu ciddi bir tehlikedir. Toplumca haklı olarak başka gözle bakılmasından öte Türkçe için bir felakettir. Herkes kendi uydurduğu kelimeyi kullanırsa hiçbir şeye benzemez bu dil. Kimse de birbiriyle anlaşamaz. Ama tabii ki amaç birliği etmiş insanlar kendi aralarında kullanabilir.

Sözcük bolluğu önemsiz görülemez. Türkçe anlam varsıllığına iye diyerek de kurtulunamaz bu meseleden. Senin ne kadar çok kelimen varsa o kadar çok nüansın var demektir. Nüans ve sözcük zenginliktir. Bu dili kullanan insanları bir sözcüğe mahkûm etmenin haklı gerekçesi olamaz. Kullanıcıların zamana,  kelimenin çağrışımına, ahengine göre sözcük tasarrufunda bulunacağı düzeyde olmalıdır dil. Bir tane işimizi görür diyemeyiz. Bizim derdimiz "ayşe topu at" cümlesini anlatabilmek değil, bizim derdimiz sanat, bilim ve kültürde Türkçe'yi bütün zenginliğiyle mükemmelen kullanabilmek. Bu ise tek tük sözcük değil sözlükler dolusu kelime gerektirir.
  • 0

Üyelik görseli
Baturalptürk
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 532
Katılım: 15 Eki 2008, 17:47
Konum: Ankara
Değerleme: 66

Ynt: Siteye Bir Eleştiri

İletigönderen Gökbey » 15 Ağu 2010, 23:48

Bir sözcük türetilirken olabilecek her türlü sözün söylenmesi, dile getirilmesi, tüm olasılıklarıñ ele alınması kadar olması gereken ne var? Gülünç bile olsa, o olası sözcüğüñ de gündemden géçmiş, değerlendirilmiş olması gerekir.

Yér yér benim de gülümsediğim, güldüğüm hatta kahkaha attığım sözcükler oldu. Vérdiğiniz örñeklerden "bollaç" sözü bana yad gelmediğinden ilgimi çekti, aradım ve gördüm ki; benim 2 yıl önce türetip "kuyuya" attığım bir sözcükmüş. Unutmuşum gitmiş; oradaki iletimden soñra bir kez bile kullanmadığım, dilime sürmediğim bir sözcük olmuş. Çünkü benim iletimden soñra Oktay, eski dilde "bây" sözcüğünüñ olduğu belirtmiş, ardından Anadolu yaşayan "varsıl" sözcüğüñden söz étmiş. Zaten o günden soñra "zengin" yérine hep "varsıl" démişimdir. Böylelikle sizin de istediğiñiz olan "Sözlüğümüzde bulunduğu hâlde bihaber olduğumuz sözcükleri birbirimize gösterebiliriz." sözünü yérine getirmiş olduk.

Yazışmalıkta tüm sözcükleri deniyoruz. Belki de "yazışmalık" değil de "denemelik" déseydik yériñde olurdu. Gülünç bulduğuñuz sözcükler (doğal olarak bizim de gülünç gördüğümüz sözcüklerdir) yérlik dışına çıkmıyor, kendi aramızda deniyoruz, onuñ olamayacağına bir biçimde karar vériyoruz. Yéñisi için çalışmayı sürdürüyoruz.

Ama burada türetilenler dışarıda da kullanılıyorsa bu ciddi bir tehlikedir.


Dışarıda kullanılan, benim de sürekli sözünü éttiğim sözcükler, diriltme önerileri ya da öbür soydaşlarımızıñ diliñde olan sözcüğüñ İstanbul ağzına uyarlamasıdır. Herkesiñ (yérlikteki üyeleriñ büyük çoğunluğunuñ) beğendiği yalnızca birkaç sözü kullanmışlığım vardır ki, oñlardan örñek vérebilecek biri bile usuma gelmedi şuan. O yüzden bir tehlike yok.

Türetimde izlenen yolu birçok kez yazdık. Eski dilde, öbür soydaşlarımızıñ dilinde olup da bizde yoksa, onlardan almamız, türetimi eñ soña saklamamız gerekdiğini... Yalnılmıyorsam Türkmenler aklavçı diyordu avukat için öyle ise bunu İstanbul ağzına uyarlayıp aklayıcı biçiminde bizim de kullanmamız gerek. Varsıl gibi bir sözcük varken yéñi bir türetim yapıp onu kullanıma sokmaya çalışmak gereksizdir, yararsızdır. Varsıl sözcüğünüñ yaygınlaştırılması öncelikli işimizdir.

Bu arada eksik yazmışım; kadın "hospital" sözcüğünü hastaneniñ girişindeki dev "hospital" yazısından ötrü diyordu. Orada öz dilden bir sözcük yazılmış olduğunu düşünüñ!
  • 0

Görsel
Göktürkçe Araştırmaları http://kokturukce.blogspot.com
Göktürkçe Günlüğüm http://gokbeyuluc.wordpress.com
Azəricə Dil Araşdırmaları http://dilcilik.blogspot.com
Üyelik görseli
Gökbey
Yönetici
Yönetici
 
İleti: 1736
Katılım: 28 Ağu 2007, 17:15
Konum: Azerbaycan/Bakü
Değerleme: 410

Ynt: Siteye Bir Eleştiri

İletigönderen kavurt » 16 Ağu 2010, 03:59

sevgili baturalptürk, sinirlenmene gerek yok. sanal yumruk daha bulunmadığından beni dövemenzsin nasılsa. :)

yazdıklarında katıldığım noktalar var. kimi yad sözcükler yerine türkçelerini kullandığının da ayırdındayım. ancak katılmadığım nokta belki de en önemli olanı. ben yad sözcüklerin dilin tuzu olduğu, hele varsıllığı olduğu görüşüne kesin karşıyım. bu görüş dile yeni yad sözcüklerin girmesini olumlayan da bir görüştür kanımca.

örneğin bugün bir köşe yazarı (adı önemli değil) "loserlar"dan söz ediyordu. yarın "loserlar" sözcüğü de varsıllığımızın bir parçası olursa, buda da sevinmemiz mi gerekecek?

ben yad kökenli bir sözün karşılığı yoksa, burada tartışılarak bir karşılık bulunmasını destekliyorum. verdiğin "gülünç" örnekler de, gülünçten öte destek bulmayacak öneriler. sonuçta o verdiğin örnekleri kullanan da yok zaten ortada.

2008 yılında bu yerlikten bir yoldaş, oturmuş ve bir "karşılıklar kılavuzu" oluşturmuş. gördün mü bilmiyorum, başka hiç bir yerde bulamadığım karşılıkları bulduğum, çok değerli bir çalışma olmuş.

bence buranın sorunu yeni sözcüklerin türetilmesi değil, yeterince ilginin ve katılımın olmaması. dil uzmanları, dile kafa yormuş kişiler daha çok bulunsa aramızda, çok güzel sözcükler türetileceğine inanıyorum.

varsa eski sözcükleri, öteki türk dillerinden ya da yerel ağızlardan uygun karşılıkları bulup gün yüzüne çıkaralım. ama yoksa da, dilin ses güzelliğini bozmayacak biçimde yeni sözcükler türetelim. tartışalım. uygun olanları ilgili yerlere önerelim. kendi öneri sözlüğümüzü de oluşturalım.

işin özü "yad kökenli sözcükler varsıllığımızdır" tümcesi. burada görüş ayrılığımız olduğuna göre, bu tartışmadan bir sonuç almamız da olanaklı görünmüyor bana.
  • 0

Akkız Sözlüğü
http://akpurcek.blogspot.ca
Üyelik görseli
kavurt
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 349
Katılım: 24 Nis 2010, 19:55
Değerleme: 28

Ynt: Siteye Bir Eleştiri

İletigönderen SanalBaba » 16 Ağu 2010, 09:30

Uğrola,

Burada "Siteye bir eleştiri" yapamazsınız. Burada ancak için "Yerliğe bir eleştiri" yapabilirsiniz. Buraya üye olanlar bunu bilsin.

Eleştirilerin tümü yersizdir. Burası deneysel bir yerliktir. Yazmayı gülünç bulan, okumayı iğrenç bulan buraya uğramasa pek yeğdir. Çünkü, "sözde" eleştirilerin iler tutar bir yönü yoktur. Okuduğumuz binlerce yapraktan, betten, betikten öğrendiklerimiz ile vardığımız yer kesinkes burasıdır. Önen buradan (bizden) ötesi de yoktur. Biz bıçak sırtıyız. Ötemiz de berimiz de yad dillerin pislik çukurudur, umarsız bir tükenişin uçurumudur.

Yeterli mi? Dur biraz daha örnekleyim, zira bunlar iki dakika içinde karşılaştıklarım. Biraz daha irdelesem ne inciler göreceğim kimbilir...

Şimdi Türkiye'deki yer adlarına göz dikilmiş. İzle:

Kıbrıs - "Türklüce"
Nevşehir - "Yenibalık"
Gaziantep - "Gazigöze" (nedir bu?)
Kahramanmaraş - "Yiğitkent/Yiğitil"

Anadolu adının Türkçe'deki çağrışımına göre,
Asya - Atadolu
Avrupa - Batıdolu (anlamını açıklayan baba yiğit çıkabilir mi?)
Afrika - Karadolu
Antartika - Buzdolu / Ayıdolu
Amerika - Yenikara (Kara sözcüğü Arapça kökenlidir.)

Bu kadar komedi yeter. Bunları ve bunlar gibi yüzlercesini bana kimse savunamaz. Türkçe'ye hizmet ettiğini anlatamaz. Bunlar olsa olsa bir oyundur. Fakat artık ilkokula olsun geçmiş düzeyde olmamız gerekir.


'Türklüce' önerisinin sonuca dek arkasındayım ........KIBRIS (CYPRUS)
Yenibalık (yenikent) (balık = kent) sonuna dek arkasındayım... Nevşehir
Yiğitkent, yiğitil önerisinin arkasındayım ....Kahramanmaraş

(İsterseniz bu adların önce köklerini araştırınız ondan sonra üfürünüz, püfürünüz. Egemenlikler değiştikçe kent adlarının da değişebildiğini kendiniz  görürsünüz.)

'+dolu' sözcüğünün 'doluluk' çağrışımından başka Derleme Sözlüğü'nde de:
dol (II)
Bir kısım yer, vatan parçası. [ Derleme Sözlüğü c: 4 ]
-Konya ve köyleri

anlamı var. Bilmem Türkçedir azu (veya) değildir. Kökenbilimciler bilir.

Anadolu (Türkçedeki yalın anlamı ile ana + dolu, analar dolu...) görklü (muhteşem) bir çağrışımı varsa neden;

Atadolu, Batıdolu, Doğudolu, Kuzdolu, Gündolu, Karadolu, Buzdolu, Ayıdolu, Denizdolu, Talaydolu .... (ardına daha ne eklerseniz ekleyiniz)

olamıyormuş. Şu arktika, antarktika, asya, avrupa, afrika, pasifik gibi bence anlamsız olduğu denli aşağılık sözcükleri sizime belletirken bunların değişemezliğini de Tanrı sözü olarak mı taplattılar?

Yertinçte koskoca bir Türk topluluğu (kitlesi) var. Bunların bilince ermiş olanları ne söylediğimizi anlamak isteyen, ortakça ne diyeceğimizi bekleyenler,  umanlardır. Yoksa birer ikişer sözcük sokarak elin Dingilizce'sini kendimize ortak dil mi yapacağız oğurla (zamanla)?

Devrim sürekli devinen bir süreçtir. Közlenmez. Üstelik yalnızca Türkçede değil hiçbir dilde de devrim sonlu değildir!  Adına ister evrim deyin, ister devrim deyin, çağlar uzağından bakıldığında küçük aşamaların büyük devrimsel nitelik kazandığı görülür.

Say (her) sözcüğün önerisi beğenilsin azu beğenilmesin devrimin közlerinden bir çıngının ışıyarak göz kamaştırması da görülür.

Konuşanlar da sıkıntılarını, sorunlarını, gerendiklerini (ihtiyaç duyduklarını) anlatmak için sürekli güçlük yaşarlar. Bunu sıradan kişiler belki anlayamazlar. Çünkü çoğunlukla ne okumakla ne yazmakla ne de tasarlayıp türetmekle işleri olur.

"Bu kadar "komedi" yeter!", mi dediniz? Yanılıyorsunuz! Ben size birkaç "güldürü" örneği daha sunayım da göbeğiniz çatlasın.
(Ayrıca belirtilmeli ki Türkçede "komedi" diye bir sözcük yoktur çünkü karşılığı  vardır)

yortmak: koşmak
yort.......... marş
yortuş...... yürüyüş
ulusal yort .....milli marş
yortaç............ marş motoru
yortum........... atletizm
yortucu........... atlet
yortak............ fahişe, orospu
(esip yortmak= esip yortmak
Sürtüklük, serserilik, haylazlık etmek. [ Derleme Sözlüğü c: 5 ]
*Bor -Niğde)

onmak: iyileşmek
onum, onuş......tıp

otamak
1. Hastalığı geçmek, iyi olmak. [ Derleme Sözlüğü c: 9 ]
otamak
2. Hastalığı iyileştirmek. [ Derleme Sözlüğü c: 9 ]

otar..... doktor

yörenmek: çevrede dolaşmak
yöreniş, yörenme..... trekking
yörenmeci, yörenmen......trekkingci

yıltırık: (yıldırım) elektrik
yaltırık: (yaldramak) elektronik

Şimdilik usuma düşenler bunlar. Gülmekten "yarılmayan" kaldıysa pek çok  öneri daha sunabilirim.

Biz sözcüklerin bolluğuna yavu değiliz; kendi sözcüklerimizin unutulup ötekilerin alınmasının bolluk sandırılmasına karşıyız. Neden kendi bolluğumuzu, varsıllığımızı görmüyoruz, onları unutturuyoruz, yeniden diriltmeye, yaşatmaya girişmiyoruz da "nüans" bolluktur diyoruz.

Bu apaçık aymazlıktır, kıtsınlıktır, kaypıştır.
"Nüans" bolluk değildir; tersine "b.kluktur".

Uğrola
  • 0

En soñ SanalBaba tarafından 16 Ağu 2010, 11:13 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kéz düzenlendi.
Elimizdeki tüm sözlükleri toparlayıp kullanıma sunuyoruz. Türkçe dermece dil diyenlerin de okumasını  umarız. Kıytırık ölü dilleri evrensel dil sananları utandıralım. Sözlükleri okutalım, kullanalım,
http://tufar.com/SanalBaba/ Türkçe EVREN dili olacaktır: Bunu kanıtlayalım
Üyelik görseli
SanalBaba
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 462
Katılım: 28 Ağu 2007, 18:28
Değerleme: 33

Ynt: Siteye Bir Eleştiri

İletigönderen Baturalptürk » 17 Ağu 2010, 00:05

Sevgili Gökbey, öncelikle iletinizin içeriği için teşekkürler.
Kendimden bir örnek vermek istiyorum. Sözgelimi, okulda bu tür konulardan bahsederken eskilerde kullanılmış ya da halk ağzında bulunan bir sözcüğü arkadaşımla paylaşmak istediğimde onun hakkında bir şiiri, şarkıyı veya bir fıkrayı anlattığımda durum farklı oluyor. Bunun yerine kendi uydurduğum bir sözcüğü söylesem eminim ki kimse kale almayacaktır. Sanırım anahtar sözcük "yaşanmışlık".
Ayrıca "varsıl" kelimesinin benim de başımın üstünde yeri vardır. Onu da kullanıyorum elbette. 


Sevgili Kavurt, o nasıl söz, bırak dövmeyi düşmanlaşmayı bile aklımdan geçirmedim. Benim serzenişim yalnızca bana karşı yaptığın eleştirilerde benim sözlerime başvurman konusunda. Çünkü eleştiri sorumluluk gerektiren bir iştir. Kendi "zan"larını benim düşüncemmiş gibi aktarırsan yanlışa düşersin.

Hep söylediğim bir cümle var: "Besleneceğimiz ana damar da öz kaynaklarımız olmalıdır." Dilde bulunan yad kökenli sözcükleri muhafaza etmek girmeye çalışan sözcüklere vize vermemiz anlamına gelmez. Öyle olsaydı TDK'ya, bu konulu eleştiri yöneltmezdim. "Loser" içinse acilen sözcük bulunmalı (var mı bilmiyorum, araştırmadım). Yeni türetilenleri yürekten destekliyorum. Tabii yetkililerce. Yoksa tek tük insanların yaptığı türetimler beni hiç ilgilendirmez, zira onları ben de türetebilirim, ihtiyacım yok.
Velhasılıkelam "çağrı merkezi" yerine "call center" asla demem.

Yabancı dillerde olmayan karşılıklar için şimdiden çalışmaya başlanması gerektiğini söylerken aslında iki amacım var. Birincisi, hiçbir dilden aşağı kalmayacak zenginlikte bir Türkçe'ye katkıda bulunmak. İkincisi, yumurta kapıya dayanmadan bu kelimelerin karşılıklarını bulmak.

2008 yılında yayımlanan o kılavuza teşekkür edenlerdenim. Üstüne üstlük, o kılavuzda geçen ve daha iyi olacağını düşündüğüm önerileri de yine ben yazdım. Sanırım en uzun yazıydı o konu hakkında ve eleştirilerimse pozitifti.

Sizin görüşünüze saygılıyım doğallıkla. Kimsenin fikrine müdahale etmem, yalnızca tartışabilirim. Ben de sizi daha bilimsel düşünmeye çağırırken, dil varsıllığı konusunda hangi ölçütlerin göz önüne alındığına dikkat etmenizi öneririm. Sağlıcakla.



Saygılar Sanalbaba. Ne yazık ki, yazınızı okurken iğrendim. Bu nasıl bir kindir, öfkedir. Eleştirilerin yersiz olduğuna işaret ettiyseniz de, bu karşı çıkışınız havada kalmış. Ben her anlattığımı temellendirmeye çalışıyorum ve bilimsel ölçütleri kullanmayı deniyorum. Ancak, görüyorum ki siz kinin bürüdüğü gözlerle bana yalnız çamur atmışsınız. Eğer varılan son nokta sizseniz ve sizden ötesi yoksa vay Türkçe'nin hâline, vay bu insanların hâline...

(İsterseniz bu adların önce köklerini araştırınız ondan sonra üfürünüz, püfürünüz. Egemenlikler değiştikçe kent adlarının da değişebildiğini kendiniz  görürsünüz.)

Bu seviyesiz sözlere sabredip konuya gelmeye çalışayım. Beyefendi! Kent adlarının değişemeyeceğini iddia ettim mi? Oturup sövgüler yağdıracağına oku ne yazdığımı. Ben orada tekliflerin saçmalığından söz ettim. Ha, değiştirilmesine bakışım olumlu değildir, o siyasi konudur ve değinmedim zaten ona. Şu teklifleri iddia ediyorum kimse değiştiremez. Kimse Avrupa yerine "Batıdolu" demez. Bırakın demeyi bir tarafıyla güler bu dile aykırı zıpçıktıya.

Kıta adlarına,ki çoğu Yunanca'dır, aşağılık demek, İngilizce için "dingilizce" tabirini kullanmak yakışıksızdan öte ayıptır. O kadar Türk olduğunuzu iddia ediyorsanız, Türklerde "ırkçılığın" olmadığını bilmeniz gerekir. Kimse kimsenin ırkî değerlerini hor göremez, onlara küfür edemez. Bunun akılla, mantıkla hiçbir ilgisi yoktur, Türklük ile ise asla bağdaşmaz. Bilinçlenmeye buradan başlayın mesela.

Ben konuşurken -çok şükür- sıkıntı yaşamıyorum. Kendimi de sürekli geliştirmeye çalışıyorum. Ama kendimi saçma sınırların cenderesine sokup, anlamsız sözcükleri güldürme amacı dışında kullansaydım sıkıntı yaşardım. Neyse ki, öyle takıntılarım yok.

Bizi güldürdüğün için müteşekkiriz Sanalbaba. Ama şu aralarda bulunan "Halk Ağzında" bulunan sözcükleri çıkarıp hepsini kendi ellerinizin değdiği kelimelerden oluştursaydınız tadından yenmezdi. Bahsettiğim kelimeler güldürmedi hiç beni.
Ayrıca, güldürenlerin sürüsüyle sizde bulunduğundan da şüphemiz yok.
Çalışmaya(?!) devam...

Ciddileşme zamanı. Çünkü işin tadı kaçtı. Hakaretlerden ibaret yazıda bakın ne söylenmiş:
Bu apaçık aymazlıktır, kıtsınlıktır, kaypıştır.
"Nüans" bolluk değildir; tersine "b.kluktur".


Terbiye sınırları zorlanmamış, çoktan aşılmış. Kimsenin kimseye terbiyesizlik yapmaya hakkı yoktur. Önce saygılı davranacaksın, sonra milleti eleştireceksin. Bu kadar terbiyesizlik, ahlaksızlık olmaz. Şu mesnetsiz sloganları kendine şiar edinmiş bir kişi çıkıp bana küfür ediyor. Kendine gel bey! Burada senin uşağın yok. Haddini bil!
Ayrıca hangi kelimeyi kullanıp kullanmayacağıma sen mi karar vereceksin? Neymiş, "site,komedi" Türkçe değilmiş. Aç sözlüğü bak. Sözlüğün adı "Türkçe Sözlük". İçindeki kelimeler de Türkçe'nin sözvarlığını temsil eder. Sözvarlığını belirleyen "köken" değildir. Önce bunu öğreniniz. Mümkünse biraz da dilbilim çalışınız. Göreceksiniz ki dünya, sizin kaidelerinizi kabul etmemiş, bilim sizin dediklerinizin kıyısından geçmemiş.

Çıkma: Bu yerlikteki bütün üyelerden bu sözlerden dolayı özür diliyorum. Türkçe için açtığımız tartışma bu kadar iğrenç yerlere gitmemeliydi. Ama takdir edersiniz ki kimse kimseye hakaret edemez. Buna sizin duyarlı olmanızı rica ediyorum. Ama, şöyle diyebilirsiniz, 'karşınızdakine uyup siz de niçin seviyesizlik ettiniz'? Sonuna kadar haklısınız, en azından ben o seviyeye inmeyebilirdim...
  • 0

Üyelik görseli
Baturalptürk
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 532
Katılım: 15 Eki 2008, 17:47
Konum: Ankara
Değerleme: 66

Ynt: Siteye Bir Eleştiri

İletigönderen Boraan » 22 Şub 2011, 07:15

*Ayrıca bazı kişilerin budama işlemlerinde Dil Devrimi'ni öne sürmesi de aldatıcı. Çünkü Dil Devrimi, geçirdiği badirelerden sonra geldiği son aşamada tasfiyeciği reddetmiştir. Bizzat Atatürk tarafından... Bu noktada Ulu Önder'in şu sözüne de yer verelim:

“-Arkadaşlar! Kitap,kâtip, mektup, ilim, âlim benimdir; ketebe, yektübü, lemyektüm … ve geri kalanı arabındır.”



Burada ufak bir nen anımsatayım, atanın bu sözleri Güneş dil Kuramından dolayı 1936 yılında söylediği sözlerdir.Sözcük türetme çabalarına karşı genellikle malzeme olur.Kim bu kuramı devam ettirdi bir de onu  sormak gerek.Hangi sözüklerin başka dillerde ne duruma geldiği daha iyi görülebilirdi.Nitekim bu konuyu araştıran yalnıklar vardır.1936 yılından sonra
Atanın ''uydurduğu'', özellikle uydurdu diyorum sözcük türetmeye çalışanlar  böyle yaftalanıyor, birçok bilimsel terim vardır.Atatürk'ün yönetkisel aldığı bütün kararlar iyi incelerseniz bütünüyle işin bilimsel ve bilinçli bir biçimde  işleme yapılmasıyla ilgilidir.Yoksa kendimi bu yerlikte, kör koymuş(misplaced) gibi mi hissetmeli miyim?
  • 0

En soñ Boraan tarafından 22 Şub 2011, 07:28 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kéz düzenlendi.
Üyelik görseli
Boraan
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1806
Katılım: 23 Eki 2007, 17:34
Konum: Ýstanbul
Değerleme: 65

Ynt: Siteye Bir Eleştiri

İletigönderen bensay » 23 Şub 2011, 01:34

Baturalptürk yazdı:
*marş için "yürüm/yürüş" -marş yürüme eylemi değildir, bir müzik türüdür,



marş    Fr. marche
a. 1. Ritmi, yürüyen bir kimsenin veya topluluğun adımlarını hatırlatan müzik parçası: “Bu şiir ya da manzumeyi marş biçimine bile sokmuştur.” -S. Birsel. 2. Bir topluluğu simgelemek için düzenlenmiş müzik parçası: “Millî marş İstiklal Marşı'dır.” -Anayasa. 3. ünl. Askerlikte yürüyüşe geçmek için verilen komut. 4. Otomobil, kamyon vb. motorlu araçlarda motoru işletme düzeni: Marş anahtarı.

Güncel Türkçe Sözlük
--------------------------------------------------------------------------------
marş motoru, marşa basmak...

marş  KT 1900 yürüyüş şarkısı
Özön 1961 otomobili harekete geçiren mekanizma  ~ Fr marche 1. yürüyüş, yürüme, 2. yürü! (emir), 3. yürüyüş şarkısı, 4. otomobili harekete geçiren mekanizma < Fr marcher yürümek, basmak << OLat marcare ayaklarını sertçe yere basma Ger
__________
EŞKÖKENLİLER:
Fr marcher: arş2, demarş, marş, marşpiye 
  • 0

http://www.gelgelturkce.blogcu.com
https://www.facebook.com/OzlestirmeKilavuzu
Evrensel olan kavramlardır, sözcükler ulusal olabilir, dahası olmalıdır.
Üyelik görseli
bensay
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 2873
Katılım: 03 Eyl 2007, 14:19
Konum: istanbul
Değerleme: 1445

Ynt: Siteye Bir Eleştiri

İletigönderen Baturalptürk » 24 Şub 2011, 10:26

Marş, birincil anlam olarak Türkçe'de bir müzik türünü ifade eder. "İstiklal Marşı" denildiğinde "bağımsızlığa yürüyüş" anlaşılmaz. Marş, askeriyede ayak sesleri eşliğinde atılan naraların temposuyla ortaya çıkmış, cesaretlendirici ve ulusal duygulara atıf yapan bir müzik parçasıdır. Türkçe'de bu anlamın dışındaki kullanımlar:
1. Askerlikte yürüyüşe geçmek için verilen komut,
2. Motorlu araçlarda motoru işletme düzenidir.


Üstelik ünlem olan marş yerine sıkça arş sözcüğü de kullanılır.
Toparlarsak, Türkçe'de marş sözcüğü yürümek anlamında kullanılmaz. Dolayısıyla, marş sözcüğü için didine yırtına, öle yite, gece gündüz çalışıp insanlığın daima takdir edeceği türetimleriniz için kelimenin çıkış noktasından ziyade bugünkü evrilmiş hâlini esas alırsanız daha az mizahî olabilir.
Bu da benim görüşüm.
  • 0

Üyelik görseli
Baturalptürk
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 532
Katılım: 15 Eki 2008, 17:47
Konum: Ankara
Değerleme: 66

Ynt: Siteye Bir Eleştiri

İletigönderen Boraan » 24 Şub 2011, 10:54

Marş için Ahmet Ercan'nın yürüyüş anlamı dışında  müzik türü olabilicek güzel bir önerisi var,  İstiklal Marşı >>> Bağımsızlık Çığırısı

Marşın evrilmiş hali  arş müzik türünden ayrı Fransızca yürü>>> komutunun sesleniş biçiminden gelir.Hızlı söylendiği için arş olarak duyulur.
  • 0

En soñ Boraan tarafından 24 Şub 2011, 11:05 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kéz düzenlendi.
Üyelik görseli
Boraan
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1806
Katılım: 23 Eki 2007, 17:34
Konum: Ýstanbul
Değerleme: 65

Ynt: Siteye Bir Eleştiri

İletigönderen bensay » 24 Şub 2011, 11:48

Ben marş motoru için "yürüm deviteci", marşa basmak için "yürüme basmak", şarkı olan marş içinse yürümce/yürüm yırı diyeyim de senin bir yerlerinle gülmene yardımcı olayım.

Bu arada öbür üyeler için belirtiyorum "çığrı" güzel bir karşılık olur gibi.
  • 0

En soñ bensay tarafından 24 Şub 2011, 12:00 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kéz düzenlendi.
http://www.gelgelturkce.blogcu.com
https://www.facebook.com/OzlestirmeKilavuzu
Evrensel olan kavramlardır, sözcükler ulusal olabilir, dahası olmalıdır.
Üyelik görseli
bensay
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 2873
Katılım: 03 Eyl 2007, 14:19
Konum: istanbul
Değerleme: 1445

Ynt: Siteye Bir Eleştiri

İletigönderen Boraan » 26 Şub 2011, 13:51

Yürüte basmak: Marş-a basmak
Yürüteç : marş motoru

olabilir...
  • 0

Üyelik görseli
Boraan
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1806
Katılım: 23 Eki 2007, 17:34
Konum: Ýstanbul
Değerleme: 65

Ynt: Siteye Bir Eleştiri

İletigönderen Baturalptürk » 26 Şub 2011, 17:55

Ben marş motoru için "yürüm deviteci", marşa basmak için "yürüme basmak", şarkı olan marş içinse yürümce/yürüm yırı diyeyim de senin bir yerlerinle gülmene yardımcı olayım.


Bu söz Bensay arkadaşımıza hiç yakışmadı, böyle fevri ve sakîl bir yanıta gerek yoktu. Neyse, insanlar hata edebilir.

Neden mizahî buluyorum, en önemli etmen önceden de eyittiğim gibi geniş kitlelere ulaşamamız, dolayısıyla 'evcilik' gibisinden bir oyuna dönüşebiliyor bu türetmeler.
Tut ki, kabul ettim ve kabul etti tüm üyeler "yürüm yırı" sözünü.
Ee, sonrası ne? Kabul ettik, kaldı.
Buranın dışında kullanabilir misin? Hayır.
"İstiklal Marşı" yerine "Bağımsızlık Yürüm Yırı" diyebilir misin? Olanaksız.

Gökbey'in de itiraf ettiği gibi sonuçta iş "benlik tatminine" dönüşüyor. Öyleyse, bu konu bir tür oyun oluyor. Ve siz oyun ile hakikati karıştırdığınızda gülünç oluyor.

SÖZLÜKÇÜK
eyitmek   
(nsz) esk. Demek: “Kul Mustafa eydür coştum / Aşkın deryasına düştüm” -Kul Mustafa.
Güncel Türkçe Sözlük
  • 0

Üyelik görseli
Baturalptürk
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 532
Katılım: 15 Eki 2008, 17:47
Konum: Ankara
Değerleme: 66

Ynt: Siteye Bir Eleştiri

İletigönderen Boraan » 26 Şub 2011, 19:41

"İstiklal Marşı" yerine "Bağımsızlık Yürüm Yırı" diyebilir misin? Olanaksız.


Yalnız burada ille de Bağımsızlık Çığrısı için kullanılması gerekmiyor , tümce içersinde  başka biçemlerde kullanılabilir ya da başka anlamlara sokulabilir.Bunu Anadoluda köylerimizdeki sözüklere  benzetebiliriz bir köyde bir türetim başka bir köyde çok ayrı bir anlamda kullanabiliyor.Örneğin öygünsel(Tarihi) bir yazıda kullanılabilir.

Çeriler yürüm yırlarını dillendire dillendire kentin sokaklarında dolaşıyorlardı.
  • 0

En soñ Boraan tarafından 26 Şub 2011, 19:42 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kéz düzenlendi.
Üyelik görseli
Boraan
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1806
Katılım: 23 Eki 2007, 17:34
Konum: Ýstanbul
Değerleme: 65

Ynt: Siteye Bir Eleştiri

İletigönderen bensay » 27 Şub 2011, 01:50

Türetimin gülünçlüğünden çekinmek yaratıcılığı sınırlandırır. Sonuçta dil konusunda yetke olmayan, özengence çalışan kişileriz, gülünçlükten çekinmemek gibi bir ek olanağımız olmalı. Bugün gülünç gelmesi alışık olmadığımızdan da kaynaklanabilir. Yine de ilk duyan kişilere gülünç gelmeyecek karşılıkları bulmayı bizler de isteriz. Bu kimileyin olur, çoğunlukla da alışılmamışlıktan kaynaklanan bir yavanlık, olmadı bir gülünçlük olur yeni türetimlerde. Bu doğal olmakla birlikte, birinin çıkıp birilerini aşağılamasını gerektirmez. Beğenirsin, olmadı beğenmezsin. Buna göre bir görüş belirtirsin, buna kimsenin bir diyeceği olamaz. Ne ki, sen eleştiri sınırlarını aşıyor kişileri aşağılıyorsun, buna özüncün yok. Çok uzun süre bekledim, yazmaktan kaçındım, gençtir, ivecendir, oğurla densizliklerini kendisi giderir diye. Ancak son aylarda giderek daha uslanmaz, daha utlanmaz oldun.

Bu arada bu yerlikteki demirbaş kişilerin "benlik doyumu" gibi bir sorunsalı yoktur. Daha güzel bir karşılık bulunduğunda kişilerin kendi sözcüğünden caydığının pek çok örneği vardır bu yerlikte. Bunun sonuncusu ise görmezlikten geldiğiniz "çığrı" karşılığına ilişkin görüşümdür. Bana "benlik doyumu" ereğinde olan tek bir kişi var gibi geliyor.
  • 0

En soñ bensay tarafından 27 Şub 2011, 04:04 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kéz düzenlendi.
http://www.gelgelturkce.blogcu.com
https://www.facebook.com/OzlestirmeKilavuzu
Evrensel olan kavramlardır, sözcükler ulusal olabilir, dahası olmalıdır.
Üyelik görseli
bensay
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 2873
Katılım: 03 Eyl 2007, 14:19
Konum: istanbul
Değerleme: 1445

ÖncekiSoñraki

Dön Yérliğimiz ile ilgili yazılar

Kimler çevrimiçi

Bu bölümü gezen üyeler: Hiç bir üye yok ve 5 konuk

Reputation System ©'